Kavgası “neden o oyuncağı almadın ki” kavgası değildi artık. Ya da annesi onu ödüllendirecek mi değildi beklentisi. “Neden böyle oluyor?”du sorusu. Daha iyi olabilmek için kavgalıydı, kendiyle. Büyüdükçe, kavgası da büyüyordu kendiyle.
Büyüyordu, büyümeyi öğreniyordu. Zordu, karşısına çıkan şeyleri garipsememesi gerekiyordu bazen. Korkardı, ama belli etmezdi kimselere. Bazen geçiştirir bazen sakinleştirirdi kendini. Gelecekle ilgili kaygıları, soruları vardı içinde. “Ben nası olucam” diyordu, “gelecekte.” “Ben uzaya çıkıcam” diyodu, astronot olacakmış kendisi. Sevdalıymış çünkü gökyüzüne, yıldızlara. Velhasıl fezaya.. Değiştiriyordu fikrini. Gökyüzündeyken ayakları, yere basıyordu bi anda. Kareografist olcam ben diyodu, ama anlamıyodu kimse. Zaten genelde yaşıtlarının kullandığı kelimeleri kullanmazdı. Farklıydı, yaşıtlarından. Olgundu daha doğrusu. “Dans şeyleri yapcam yani, ben belirlicem nası dans edilceni falan” deyip açıklıyordu sonra durumu. Çok çok küçükken polis olucam diyordu. Önünde “police” yazan bi motoru vardı hatta, ön tekerinden pedallı. Bilmiyordu önünde ne yazdığını. Büyüdü, İngilizceyle tanıştığında hâlâ o motora binebiliyordu. Epey minyondu çünkü; zorluk yaşamıyordu o motoru kullanmakta, o motora sığmakta. Kocaman çocuklar vardı çevresinde. Kendi yaşıtı olan çocuklar, ama kendinden bedence büyük çocuklar.
Un ufak olurdu kalbi bazen. Önemli bi' şey değildi her zaman kırgınlık sebebi. Ama hakim olamazdı kendine, üzerdi kendini. Gülerdi, saklardı böylelikle kırgınlığını. Ama yapamazdı her zaman. Bir asardı suratını, dünyası yıkılmışçasına. Her şeyi yok olmuşçasına.
Bedeni şekilleniyordu, dedim ya büyüyordu çünkü. İlerde nası bi kız olacağını bilmiyordu. Hayal ediyordu hep, saçlarını. İlerdeki okulunu. Hangi üniversitede ne okuyacağını. Uzaya çıkabilcek mi bunu düşünüyordu. Boyu böyle mi kalacaktı yoksa daha da uzayacak mıydı. Elma toplamak yoktu onun zamanında, uzamak için basket oynamalıydı. Ama sevmezdi ki basketi. Yoktu hiç ilgisi. Süt içerdi onca yıl, her sabah. Küçükken, demem o ki ilkokuldayken süt içtiğinde ağzının kenarında süt kalmamasına dikkat ederdi hep. Uyurken bi' fare gelir de yatağına, süt kalan yeri kemirir diye korkardı çünkü. Büyüdü, güldü bu düşüncesine. O yaşlarda çok mantıklı gelmesine rağmen..
Düşünürdü hâlâ ara ara. Küçükken nelere nası yaklaştığını, kime nası davrandığını. İnsanlara çabucak kanı ısınmazdı mesela. Büyüdü, aynı düşüncesini sürdürdü. Isınmazsa uzak dururdu hep insanlardan, duruyomuş da hâlâ. Büyüdü, fakat bazı düşünceleri hiç değişmedi. Sonra düşündü;
Aslında o değişmeyen şeyler düşünceleri değil, kişiliğiydi.
26 Eylül 2014 Cuma
2 Eylül 2014 Salı
Bilmiyorum Kapısı
"Zihnimin merdivenlerine erişmek çok mu kolay?" sorusu geçer aklımdan..
Fakat bunu yapmazsam da zihnimi bilgi almaya kapalı bi kutu haline getircemi sanar, korkarım. Zihnimi düşünmelere kapattığımı sanıp, yine korkarım. Çünkü insanın zihnini kapatması felaketlerin en kötüsü sanki.
Bak gördün mü aynısı oldu yine. "Sanki" dedim. Tıpkı cümlelerimin çoğunda "belki" diyişlerim gibi. "Acaba?" sorusunu pek çok kez soruşum gibi kendime.
Bendeki bu tutum neyden ileri gelmekteydi ki?
Çünkü emin olmalı insan kendinden, düşüncesinden. Onları tamamiyle bırakmıyorum tabiiki. Ama karşımdakine doğruluk payını fazlaca mı bırakıyorum? Bak, ben yine emin olamadım.
Olayı size bıraktım.
Yada başka bi deyişle:
Topu size attım.
Saygılar.
12 Ağustos 2014 Salı
Tutku(n)
Herkesin bi tutkusu vardı. Herkesin. Kimisi baykuşa tutkuluydu, kimisi kitaplara. Kimisi delicesine filmlere. Peki ben? Peki sen? Nerdeydim ben? Nerden geldim ben? Benim tutkunu olduğum şeyler böylesi görsele dayalı değildi ki ama.
Düşünmeye tutkundum ben mesela. Hayrandım denize. Hayrandım, alıp başımı gitmelere. Denizle konuşmaya. Okul çıkışlarımda kendimi denizle başbaşa görmeye tutkundum mesela. Hasret kalamazdım denize, kahveye.
Çok somutlaştıracaksam illa tutkuyu, kahveye tutkundum mesela. Hem de nası. Ama kahve konusundaki en büyük tutkum, farklı farklı kahveler denemekti. Yani yine öylesi somut bir durum yoktu aslında. Benim tutkularım hep duygulardı, aşikar. Keza bu iki örnekte de bunu gördük.
Duygulara, hissetmelere doyamıyorum ben.
Deniz konusunu somutlaştıracaksak bu kez de, maviye tutkuluyum diyebilirdim. Alabildiğine mavi. Her tonuyla, saflığıyla bazense. Ama son zamanlarda o kadar çok 'mavici' çıktı ki.. Edebiyattaki mavicilerin gerçek anlamda kimler olduğunu bilmeyenler o kadar çok 'maviyle' ilgili şiir paylaşır oldu ki. Ha bi de bunu alıntı yapmadan kullananlar oldu, kendi sözleriymiş gibi sanki. Yani daha Ece Ayhan'ın erkek olduğunu bilmeyenler, mavici çıktı başımıza. Bu da başka bir tartışma konusuna girer ya, neyse diyelim. Demem o ki ahval, tekdüze bi hal almaya başladı. O yüzden şu sıra "mavi tutkunuyum" demek bana "ben pop seviyorom" demekle eş değer geliyo. İşbu yüzden paragrafın ilk cümlesinde "diyebilirdim" dedim. Kırdıysam, üzgünüm pop severler.
Karikatürler var bi de mesela. Ne çok severim. Çokça severim. Ama tutup da her yeri karikatürle donatmam. Ama toplumda, karikatürleri anmayı severim. Yiğit Özgürcüyseniz hele, bilirsiniz toplumda çok malzeme çıkar. 'Yabıjtır' derim mesela, 'beyle' derim, "nögötöf ölöktörök ölöyöröm" derim. Yaşarım yani karikatürü.
Güneş mesela. Herkesin yüzünü çevirdiği anda benim yüzümü döndüğüm.. Yüzümü, içimi ısıtan o mükemmel ateş parçası. Tutkum, içime bıraktığı o sıcaklığı işte. Tutkum, sıcaklığı hissetmek.
Bi de ben bi şeyin tutkunuysam onu somut olarak dozunda bırakıyorum hep, farkettim de. Bıkarım çünkü. Bu kadar somut olursa bıkardım, biliyodum. Azalan verimler kanunu söz konusu çünkü. Tez ayrılık meselesi anlayacağın. Futbol mesela. Çok severim. Ama çocukken her yere futbol topu stickerı yapıştırmak hoş olur muydu? Yada şimdilerde futbol topu olan tişörtler giyseydim mesela?
I ıh. Olmaz.
Diyorum ya,
benim tutkunu olduğum şeyler duygulardı. Hissetmelerdi. Bi futbol maçı izlerken hissettiğim o şey. İşte benim tutkum. Veya denizi bulduğumda içimdeki o duygu. Yeni bi kahve deneyimlediğimde bende bıraktığı o tat.. İşte bendeki tutkular.
Bi de 'tutku'yla ilgili değinmek istediğim bir nokta daha var ki o da şudur; aslına bakarsan bu tutku halleri öyle zorlamayla da olmaz ki. İçinde varsa, çıkar ortaya. Yani Sokrates'in deyimiyle doğurtmayla. Bu kez bilgiyi çıkartmıyodu evet, ama içinde olanı doğurtuyodu şüphesiz.
Post, kendi iç aydınlanmamın size yansıyan küçük bi kısmıydı sadece. "Anladım ki" , "farkettim de" demelerimin de nedeni budur. Bu kız manyak mı demeyesiniz yani.. Kendi kendime soruyodum çünkü bi süredir. Kendimi, somut şeylere tutkun olmaya zorluyo gibiydim adeta. Belki de bu zorlamalarım bi süre daha devam edicek, bilmiyorum.
Ama bu 'aydınlanma'nın ürünü olarak anladım ki tutkular somut olmak zorunda değil!
Tutkular, herkese gösterilmek zorunda değil!
Düşünmeye tutkundum ben mesela. Hayrandım denize. Hayrandım, alıp başımı gitmelere. Denizle konuşmaya. Okul çıkışlarımda kendimi denizle başbaşa görmeye tutkundum mesela. Hasret kalamazdım denize, kahveye.
Çok somutlaştıracaksam illa tutkuyu, kahveye tutkundum mesela. Hem de nası. Ama kahve konusundaki en büyük tutkum, farklı farklı kahveler denemekti. Yani yine öylesi somut bir durum yoktu aslında. Benim tutkularım hep duygulardı, aşikar. Keza bu iki örnekte de bunu gördük.
Duygulara, hissetmelere doyamıyorum ben.
Deniz konusunu somutlaştıracaksak bu kez de, maviye tutkuluyum diyebilirdim. Alabildiğine mavi. Her tonuyla, saflığıyla bazense. Ama son zamanlarda o kadar çok 'mavici' çıktı ki.. Edebiyattaki mavicilerin gerçek anlamda kimler olduğunu bilmeyenler o kadar çok 'maviyle' ilgili şiir paylaşır oldu ki. Ha bi de bunu alıntı yapmadan kullananlar oldu, kendi sözleriymiş gibi sanki. Yani daha Ece Ayhan'ın erkek olduğunu bilmeyenler, mavici çıktı başımıza. Bu da başka bir tartışma konusuna girer ya, neyse diyelim. Demem o ki ahval, tekdüze bi hal almaya başladı. O yüzden şu sıra "mavi tutkunuyum" demek bana "ben pop seviyorom" demekle eş değer geliyo. İşbu yüzden paragrafın ilk cümlesinde "diyebilirdim" dedim. Kırdıysam, üzgünüm pop severler.
Karikatürler var bi de mesela. Ne çok severim. Çokça severim. Ama tutup da her yeri karikatürle donatmam. Ama toplumda, karikatürleri anmayı severim. Yiğit Özgürcüyseniz hele, bilirsiniz toplumda çok malzeme çıkar. 'Yabıjtır' derim mesela, 'beyle' derim, "nögötöf ölöktörök ölöyöröm" derim. Yaşarım yani karikatürü.
Güneş mesela. Herkesin yüzünü çevirdiği anda benim yüzümü döndüğüm.. Yüzümü, içimi ısıtan o mükemmel ateş parçası. Tutkum, içime bıraktığı o sıcaklığı işte. Tutkum, sıcaklığı hissetmek.
Bi de ben bi şeyin tutkunuysam onu somut olarak dozunda bırakıyorum hep, farkettim de. Bıkarım çünkü. Bu kadar somut olursa bıkardım, biliyodum. Azalan verimler kanunu söz konusu çünkü. Tez ayrılık meselesi anlayacağın. Futbol mesela. Çok severim. Ama çocukken her yere futbol topu stickerı yapıştırmak hoş olur muydu? Yada şimdilerde futbol topu olan tişörtler giyseydim mesela?
I ıh. Olmaz.
Diyorum ya,
benim tutkunu olduğum şeyler duygulardı. Hissetmelerdi. Bi futbol maçı izlerken hissettiğim o şey. İşte benim tutkum. Veya denizi bulduğumda içimdeki o duygu. Yeni bi kahve deneyimlediğimde bende bıraktığı o tat.. İşte bendeki tutkular.
Bi de 'tutku'yla ilgili değinmek istediğim bir nokta daha var ki o da şudur; aslına bakarsan bu tutku halleri öyle zorlamayla da olmaz ki. İçinde varsa, çıkar ortaya. Yani Sokrates'in deyimiyle doğurtmayla. Bu kez bilgiyi çıkartmıyodu evet, ama içinde olanı doğurtuyodu şüphesiz.
Post, kendi iç aydınlanmamın size yansıyan küçük bi kısmıydı sadece. "Anladım ki" , "farkettim de" demelerimin de nedeni budur. Bu kız manyak mı demeyesiniz yani.. Kendi kendime soruyodum çünkü bi süredir. Kendimi, somut şeylere tutkun olmaya zorluyo gibiydim adeta. Belki de bu zorlamalarım bi süre daha devam edicek, bilmiyorum.
Ama bu 'aydınlanma'nın ürünü olarak anladım ki tutkular somut olmak zorunda değil!
Tutkular, herkese gösterilmek zorunda değil!
Not: *Postta "somut" ibaresini resmen gözünüze gözünüze soktum, mesaj açık. 7 kez kullanmışım, bir de üstüne saydım. Saygılar.
18 Temmuz 2014 Cuma
Kaybetme/Kaybolma Halleri
Bi ilişkiye girdiğinde yok "ben değişmem" , "neysem oyum" gibi cümleler ne demektir lan? Nası yani değişmem?! Hayatta en sevdiğin adam/kadın için değişmicem nedir ya! Ölçüsü olacak tabiki. Tabiki değişiceksin arkadaş! Yontucak seni, yontulcaksın. Yeri gelicek sen de onu yontucaksın. Strateji oyunu oynar gibi yapmicaksın ama bunu. Satranç oynar gibi değil bu işler. "Şöyle yaparsam böyle olur, bi dahaki hamlesinde bunu yapar" dersen kaybedenlerden olursun, tut bunu zihninde. Farkında olmicaksın bile iki tarafın da yontulduğunun. Zamanla olur o işler. Armutun zamanla olgunlaşması kaçınılmazsa senin de yontulman kaçınılmaz olacak. "Evet" diceksin, "olurum."
Zorlanıcaksın. Kaçarı yok, aşikar. Ama olacak arkadaş. Yontulmak zor eylemdir. Acılıdır. Bıçağı nası keskinse heykeltraşın, karşıdakinin hareketleri/tepkisi de o kadar keskin olabilir. Ama ortaya çıkan eser muazzamdır öyle değil mi? Uzun uzadıya bakar durursun. Bakarsın kendine, değişimini izlersin. Kolay ortaya çıktı zannederler. Ama görmezler ayrıntıları, zorlukları. Bi bakışta anlayamazlar öylece. Hele ki değişimin ne olduğunu bilmeyenler, işin büyüsünü hiçbi zaman anlayamazlar, anlayamicaklar. Zaman gerektirir çünkü, çaba gerektirir. Fedakarlıklar gerektirir yeri geldiğinde..
Tarumar olacaksın, tarumar olacak o da. Tutturacaksın ama ölçüyü, kaçırmayacaksın.
Bakıcaksın arkanda neleri bıraktığına. Onlayken hissettiğin mutluluk var ya.. O pes ettirmicek seni hiç. Avuçların onun avuçlarının yanında küçücük kalır da aptal bi gülümseme yayılır ya yüzüne.. Veya sadece yüzüne bakarsın ya öylece, konuşmadan. Ama "hayatımdasın iyiki" dercesine. O anları unutmicaksın işte, o gülümsemeyi hiç unutmicaksın.
Her zorlukta, her rampada.
Eğimler olacak. Çıkılması zor eğimler. Nefes nefese kalcan, nefesin yetmicek belki de. Yorulcan. Takatim kalmadı dicen belki de. Ama olmaz işte, demiceksin. Dersen pes edersin.
Yani başa dönersek:
kaybedenlerden olursun yine.
Onu düşündüğünde kaybol kendi zihninde. Kaybol ama kaybetme. Kaybedenlerden olma. Uzaklaş an'dan sadece zihnine odaklan. Sadece o'na odaklan. Kaybetme bence elinde onca şeyin, kıymet bilmek için zamanın varken. Kalbindeki o tatlı his, "midendeki o kelebekler" varken. O mutluluğu parmak uçlarından beyin kıvrımlarına kadar hissediyosan şayet, bırakıp da kaybedenlerden olma..
Zorlanıcaksın. Kaçarı yok, aşikar. Ama olacak arkadaş. Yontulmak zor eylemdir. Acılıdır. Bıçağı nası keskinse heykeltraşın, karşıdakinin hareketleri/tepkisi de o kadar keskin olabilir. Ama ortaya çıkan eser muazzamdır öyle değil mi? Uzun uzadıya bakar durursun. Bakarsın kendine, değişimini izlersin. Kolay ortaya çıktı zannederler. Ama görmezler ayrıntıları, zorlukları. Bi bakışta anlayamazlar öylece. Hele ki değişimin ne olduğunu bilmeyenler, işin büyüsünü hiçbi zaman anlayamazlar, anlayamicaklar. Zaman gerektirir çünkü, çaba gerektirir. Fedakarlıklar gerektirir yeri geldiğinde..
Tarumar olacaksın, tarumar olacak o da. Tutturacaksın ama ölçüyü, kaçırmayacaksın.
Bakıcaksın arkanda neleri bıraktığına. Onlayken hissettiğin mutluluk var ya.. O pes ettirmicek seni hiç. Avuçların onun avuçlarının yanında küçücük kalır da aptal bi gülümseme yayılır ya yüzüne.. Veya sadece yüzüne bakarsın ya öylece, konuşmadan. Ama "hayatımdasın iyiki" dercesine. O anları unutmicaksın işte, o gülümsemeyi hiç unutmicaksın.
Her zorlukta, her rampada.
Eğimler olacak. Çıkılması zor eğimler. Nefes nefese kalcan, nefesin yetmicek belki de. Yorulcan. Takatim kalmadı dicen belki de. Ama olmaz işte, demiceksin. Dersen pes edersin.
Yani başa dönersek:
kaybedenlerden olursun yine.
Onu düşündüğünde kaybol kendi zihninde. Kaybol ama kaybetme. Kaybedenlerden olma. Uzaklaş an'dan sadece zihnine odaklan. Sadece o'na odaklan. Kaybetme bence elinde onca şeyin, kıymet bilmek için zamanın varken. Kalbindeki o tatlı his, "midendeki o kelebekler" varken. O mutluluğu parmak uçlarından beyin kıvrımlarına kadar hissediyosan şayet, bırakıp da kaybedenlerden olma..
4 Temmuz 2014 Cuma
Diğerlerinin Doğruları
Dünyada ölceğinin farkında olan yegane canlı insan. Ve ölceğini bile bile zamanı kaliteli kullanamayan yine insan. Bazen sen bazen ben. Pir-u pak değiliz hiçbirimiz evet kabul. Ama farkettiğimizde biraz geç oluyo sanki.
Önüne geçmediğimiz duygularımız var bi de tüm bunlardan bağımsız. Ama aslında biraz da ilişkili. Çünkü bu duygular yüzünden üzüntüler yaşayabiliyoruz bazen. Ne yapmak gerekli dersen inan ben de bilmiyorum. Çünkü o duygular ki içimizi, kendimizi yiyip bitiriyor. Hani demiştim ya bi önceki postta: "göbek bağının çevresinde". Peki bu duyguların önüne geçince büyümüş mü oluruz olgunlaşmış mı? Ben hala bunun cevabını veremeyenlerdenim.

Ne yapmalı ne yapmamalı. Yaş sayısal olarak artınca kafa biraz daha karışıyor sanki. Daha doğrusu artık önümüzde çok seçenek olduğu için ne yapıcamızı bilemiyoruz. Örneğin karşımızdakine göre mi yoksa kendi doğrumuzla mı yaklaşmalı bazı durumlara? Tabiki gelen ilk cevap hemen kendi "doğrumuzla" olacak. Ama doğruyu söylemek gerekirse bu hiç samimi bi cevap değil benim için. Gerçek anlamda bi daha düşün. Bu zamana kadar hep mi "kendi" doğrularınla hareket ettin? Kalbin yok mu ki senin? Hep mi lojik hareket ettin dürüst ol? Başkalarının doğrularına da bakmayı denedin mi? Sanırım açık görüş kavramı burada devreye giriyor. Her zaman olamıyoruz açık görüşlü, evet.
İlle başkasının doğrularıyla yaşayın demiyorum. Şüphesiz bu da samimi olmayan bi cevap olur. Peki ama deniyo muyuz? Karşımızda açık bi kapı var şimdi. Peki biz bu kapının diğer tarafından da bakabiliyo muyuz? İşte mutlak soru bu.
Önüne geçmediğimiz duygularımız var bi de tüm bunlardan bağımsız. Ama aslında biraz da ilişkili. Çünkü bu duygular yüzünden üzüntüler yaşayabiliyoruz bazen. Ne yapmak gerekli dersen inan ben de bilmiyorum. Çünkü o duygular ki içimizi, kendimizi yiyip bitiriyor. Hani demiştim ya bi önceki postta: "göbek bağının çevresinde". Peki bu duyguların önüne geçince büyümüş mü oluruz olgunlaşmış mı? Ben hala bunun cevabını veremeyenlerdenim.

Ne yapmalı ne yapmamalı. Yaş sayısal olarak artınca kafa biraz daha karışıyor sanki. Daha doğrusu artık önümüzde çok seçenek olduğu için ne yapıcamızı bilemiyoruz. Örneğin karşımızdakine göre mi yoksa kendi doğrumuzla mı yaklaşmalı bazı durumlara? Tabiki gelen ilk cevap hemen kendi "doğrumuzla" olacak. Ama doğruyu söylemek gerekirse bu hiç samimi bi cevap değil benim için. Gerçek anlamda bi daha düşün. Bu zamana kadar hep mi "kendi" doğrularınla hareket ettin? Kalbin yok mu ki senin? Hep mi lojik hareket ettin dürüst ol? Başkalarının doğrularına da bakmayı denedin mi? Sanırım açık görüş kavramı burada devreye giriyor. Her zaman olamıyoruz açık görüşlü, evet.
İlle başkasının doğrularıyla yaşayın demiyorum. Şüphesiz bu da samimi olmayan bi cevap olur. Peki ama deniyo muyuz? Karşımızda açık bi kapı var şimdi. Peki biz bu kapının diğer tarafından da bakabiliyo muyuz? İşte mutlak soru bu.
2 Haziran 2014 Pazartesi
Meşakki
Yine kasvetli havalar geldi. Yine rehavet geldi.
Ve ben, yine olabildiğince kaçmak, uzaklaşmak istiyorum. Olabildiğince yalnız kalmak istiyorum.
Deniz diplerine dalar, uzun uzadıya bakar susardım. Neredeydim ben? Nerden geldim ben? Hele ki şu içimi yiyip bitiren his nereden gelmekte? Beni saatlerce, günlerce parçalayan o duygu nerden gelip de yerleşirdi içime? Nerden konuverdi tam göbek bağımın çevresine?
Evet tam olarak göbek bağının orda. Ne zaman ki içim içimi yese, tam orada bi kurt beliriverir. Beni yer bitirir. Sevdiklerime zarar gelirse de oluverir bu kurt, veya hoşnut olmadığım bi durumda..
Sakinleşmek, kendini sakinleştirmek ne zor.
O kurta hakim olmak ne zor bilir misin? Sen hissettin mi hiç bu zamana kadar o kurtu? Cidden hissetsen anlardın neyle baş başa olduğumu.
Zor.
Bazı durumlar,
bazı olaylar çok zor.
Ve ben, yine olabildiğince kaçmak, uzaklaşmak istiyorum. Olabildiğince yalnız kalmak istiyorum.
Deniz diplerine dalar, uzun uzadıya bakar susardım. Neredeydim ben? Nerden geldim ben? Hele ki şu içimi yiyip bitiren his nereden gelmekte? Beni saatlerce, günlerce parçalayan o duygu nerden gelip de yerleşirdi içime? Nerden konuverdi tam göbek bağımın çevresine?
Evet tam olarak göbek bağının orda. Ne zaman ki içim içimi yese, tam orada bi kurt beliriverir. Beni yer bitirir. Sevdiklerime zarar gelirse de oluverir bu kurt, veya hoşnut olmadığım bi durumda..
Sakinleşmek, kendini sakinleştirmek ne zor.
O kurta hakim olmak ne zor bilir misin? Sen hissettin mi hiç bu zamana kadar o kurtu? Cidden hissetsen anlardın neyle baş başa olduğumu.
Zor.
Bazı durumlar,
bazı olaylar çok zor.
7 Mayıs 2014 Çarşamba
Anılar Kumbarası
Şu anılarını biriktirmeye üşenen, veya biriktirmeyi sevmeyen insanları ömrüm boyunca anlamicam sanırım. Cidden neden sevmez ki insan?
Sırf fotoğrafta kötü çıktığı için veya sırf bi sosyal medya aracında paylaşamicağı için fotoğraf çekmeyen, an'ı ölümsüzleştirmeyen tanıdıklarım var benim mesela. Nedir bu hayıflanma ve gösteriş hissi cidden?
An'ı biriktirmek, hepsine dönüp "aa bu şunu yaptığımız gündü.." diyip mutlu olmak varken bu salak saçma bahaneler ne için acaba?
Hayıflanmayıp, üşenmeyip hem anı yaşamak hem de o anı ölümsüzleştirmek daha akıl kârı bana kalırsa. "Ayh brda sçım çk ktü çkmş" demektense o anları kumbarada biriktirmek, o anlara yeniden bakmak daha mantıklı bana kalırsa.
Sırf fotoğrafta kötü çıktığı için veya sırf bi sosyal medya aracında paylaşamicağı için fotoğraf çekmeyen, an'ı ölümsüzleştirmeyen tanıdıklarım var benim mesela. Nedir bu hayıflanma ve gösteriş hissi cidden?
An'ı biriktirmek, hepsine dönüp "aa bu şunu yaptığımız gündü.." diyip mutlu olmak varken bu salak saçma bahaneler ne için acaba?
Hayıflanmayıp, üşenmeyip hem anı yaşamak hem de o anı ölümsüzleştirmek daha akıl kârı bana kalırsa. "Ayh brda sçım çk ktü çkmş" demektense o anları kumbarada biriktirmek, o anlara yeniden bakmak daha mantıklı bana kalırsa.
Sevdiklerin yanındaysa hala, bahaneler üretilmemeli;
sevdiklerin, sevgin ölümsüzleştirilmeli!
27 Nisan 2014 Pazar
Farkındalık Üzerine
Hadi farkındalık üzerine konuşalım bugün.
Neydi farkındalık? Neyin farkına varmaktı? Kelime oyunlarından gidelim hadi. Farkındalık neydi biliyo musun; baktığı her şeyi görebilmekti, baktığının ardını arkasını. Gördüğü o şeyi kabul etmekti. Kulağa çok mu hoş geliyo bu cümleler bilmiyorum ama farkındalık o kadar da güzel bi şey değil aslında. Çünkü çoğu olgunun farkındayken; içinde bulunulan durumun,içinden çıkması daha zordur.
Benim kurabildiğim bu bikaç cümleden sonra bi de Aytuğ Akdoğan'ın Ben Hiçbir Şey adlı kitabından küçük bi alıntı ile post'u tamamlicam.
Neydi farkındalık? Neyin farkına varmaktı? Kelime oyunlarından gidelim hadi. Farkındalık neydi biliyo musun; baktığı her şeyi görebilmekti, baktığının ardını arkasını. Gördüğü o şeyi kabul etmekti. Kulağa çok mu hoş geliyo bu cümleler bilmiyorum ama farkındalık o kadar da güzel bi şey değil aslında. Çünkü çoğu olgunun farkındayken; içinde bulunulan durumun,içinden çıkması daha zordur.
Benim kurabildiğim bu bikaç cümleden sonra bi de Aytuğ Akdoğan'ın Ben Hiçbir Şey adlı kitabından küçük bi alıntı ile post'u tamamlicam.
Post'un sonunda ise asıl şunu düşünmek, düşündürmek gerekli sanırım:
Gerçekten farkında olmalı mı olmamalı mı?
13 Nisan 2014 Pazar
Unutmicaklarım Çekmecesi
Acelemiz var ama neye, nereye? Kime koşuyoruz böyle? Sürekli telaşelerin sonu nereye gitmekte? Her şeyi bırak kenara, memnun musun bu telaşeden? Farkına varman gereken nokta bu. Günde 3 saat uyumak bile yetiyo mu sana? Geri kalan 21 saatini doluca geçirebiliyo musun? Önemli olan bu işte.
Bilinçlen.
Günü kaliteli kullanabilmen önemli olan. İzlediğin diziler, kurduğun cümleler yeterli mi o 21saatin icin? Hangi yeni deneyimi kazandın bugün? Yeni bi dost mu kazandin yoksa yeni bi lezzet mi tattın? Hangi güzel anıyı zihnine kazıdın bi kez daha? Kim kesti bugün nefesini, yada nefesini kesen olaylar yaşadın mı bugüne dair?
Dön buna bak ömrün boyunca.
Hayıflanma.
İstediğin insanla beraber miydin bugün de? O sevdiğin'le yeni yerler gördün mü? Yeni deneyimler keşfettin mi? Beklediğim işte sendin dedin mi? İtiraf ettin mi sevgini içtenliğinle? Karşılığını beklemeden iyilikler yaptın mı? Kendine de zaman ayırdın mı bi yandan?
Dön bak. Sevdiklerine, yapabildiklerine şükret. Zamanı harcama boşa. Dinle, koy zihninin bi kenarına bunları. Zihninin "unutmicaklarim" çekmecesine bi yenisini daha ekle. Üstüne eklediğin diğer yeni anıları da depola.
Hala onlarla beraberken.
Bilinçlen.
Günü kaliteli kullanabilmen önemli olan. İzlediğin diziler, kurduğun cümleler yeterli mi o 21saatin icin? Hangi yeni deneyimi kazandın bugün? Yeni bi dost mu kazandin yoksa yeni bi lezzet mi tattın? Hangi güzel anıyı zihnine kazıdın bi kez daha? Kim kesti bugün nefesini, yada nefesini kesen olaylar yaşadın mı bugüne dair?
Dön buna bak ömrün boyunca.
Hayıflanma.
İstediğin insanla beraber miydin bugün de? O sevdiğin'le yeni yerler gördün mü? Yeni deneyimler keşfettin mi? Beklediğim işte sendin dedin mi? İtiraf ettin mi sevgini içtenliğinle? Karşılığını beklemeden iyilikler yaptın mı? Kendine de zaman ayırdın mı bi yandan?
Dön bak. Sevdiklerine, yapabildiklerine şükret. Zamanı harcama boşa. Dinle, koy zihninin bi kenarına bunları. Zihninin "unutmicaklarim" çekmecesine bi yenisini daha ekle. Üstüne eklediğin diğer yeni anıları da depola.
Hala onlarla beraberken.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


