8 Haziran 2015 Pazartesi

Kime, kimlere bu cümlelerim?

Bi gün, her zamanki gibi kalkıp kahvaltımı yapıp, boş boş oturmaya koyulmuştum. Bu kez kahvaltımızı dışarda yapıp onla dönmüştük eve. Zaman bir şekilde aktı. İkindi olmuştu. Çayı sevmem ya, yine de o gün onla oturup 5 çayı içmiştim. Tv'de bi kadın boş boş yorumlar yapıp, diğer insanlar hayat hikayelerini anlatıyordu. Tv'yi de sevmem ya ben, o gün sessizlik olmasın diye tv'nin açık olduğu günlerden biriydi işte. O gün, işte öyle klasik bi sabaha uyandığımı düşünmüş, klasik bir şekilde günün biteceğini sanmıştım.
Hayatınızda hiç öğrenmek istemiceniz gerçekler vardır ya.  İşte ben o gün onlardan birini öğrenmiştim. Doğruyu öğrenmeyi ne çok isterdim.. En azından sencesi bencesi var o işin. Ama gerçeklerde bu görece yok. "Bana kalırsa"sı yok o kelimenin. Yaşanan, gerçekleşen neyse odur.

Olması gereken, olması gerektiği zaman oluyor. Yıllarca bilmediğiniz şeyler, yıllarca bilmiceniz anlamına gelmiyor şu hayatta. Belki büyümek, bundan sonra başlıyor. Belki de karakterinizin yontulması bu denli yıkılmalara bağlı kalıyor.
Herkes olması gereken şekle olduğu yerde yontularak gelemiyor. Bazılarının yüksekten düşerek kırılması; varolanı düşerek eksiltmesi, böylelikle yontulması gerekiyor.
Bize dönerksek, sonrasında noldu? Biz yine hiçbi şey olmamış gibi devam ettik. Günlerce, aylarca..
Demek ki böyle oluyomuş, Demek ki Sabahattin Ali hakikaten doğru söylüyomuş: "İnsan ne çabuk alışıveriyor"