14 Ekim 2013 Pazartesi

Vengo

Vengo bi İspanyol filmi. Benim hep sevdiğimden yani. İçinde öyle tanıdığımız oyuncuların olmadığı gayet eski bi film. Adıyla konusu arasında tam bi bağ kuramadığım filmi İspanyol ateşiyle büründüğü için çok sevdim. Flamenkonun geçtiği her karede içimdeki Akdeniz ateşi daha da kuvvetlendi.



















Filmde engelli Diego'ya gösterilen davranışlar da çok dikkatimi çekti. Engelli diye bi kenara atmayan Caco, aksine Diego'yu gittiği her ortama götürerek elinden hiçbi zaman bırakmamıştır. 

Filmdeki sözlerden/cümlelerden ziyade içinde geçen şarkılar benim daha çok dikkatimi çekti. Belki de müzikal bi film olduğu için olması gereken buydu.

Mesela Pepa'nın şarkısı benim en sevdiğim ve benimsediğim şarkı oldu. Hatta youtube'dan aradım ve şarkıyı buldum. Dinlemek isteyenler için şarkının adı " Remedios Silva Pisa - Naci en Alamo "
Şarkıda en sevdiğim cümle ise şarkının başında geçen cümle oldu: 

                                           "Hiçlik ülkesinden geliyorum"



28 Eylül 2013 Cumartesi

Anlamak


"Anlıyorum" kadar güzel bi kelime daha var mı şu hayatta? İnsanoğlu hep bunun üzerine mi yoğunlaşmıştır acaba tarihi boyunca? Gerçekten düşününce, gerçekten içten diyince anlamak/anlaşılır olmak ne kadar iyi geliyo dimi insana? Ama iletişememek, algılanamamak. Veya sürekli yanlış anlaşılmak. İnsan anlaşılmayınca da çok yoruluyo be arkadaş. Hakkaten yoruluyo çünkü sürekli bi çırpınış hali oluyo. Ha bi de susmak var. Artık anlaşılamayınca susmak bu. İşte insanın son çırpınışları da bitince oraya çıkan durum oluyo bu.  





Ve benim şu cümlelerim hep yarım sen de farkıda mısın? Ben farkındayım ama nedenini bulamamaktayım. Ben de yanlış anlaşılmaktan mı korkuyorum acaba?

22 Eylül 2013 Pazar

İnsan -

Cam kenarında bi yolculuk hayat. Bazen cam kenarı kadar yalnız olmak. 

Peki ama şu kısa yolculukta neden bu kadar net konuşur insan? Neden her şeyin güvencesi var gibi davranır? Bu dostluklar, arkadaşlıklar. Bu aşklar. Nerden bilebilir insan her daim sürceğini. Ama aldanır dimi, geniş düşünemez çünkü insan. Her şey kalıcıymış gibi gelir. Ama bi kere başına geldi mi o zaman yanar işte ağzı. Hani derler ya "bir musibet bin nasihatten iyidir" gerçekten de öyledir. Ha bi de "büyük lokma yut büyük söz söyleme" vardır ki atasözlerinin en anlamlısı odur benim gözümde.




Bu kadar net konuşmamalı insan, evet net davranmalı davranışlarıyla, ama net konuşmamalı. Çünkü 'o yapmaz' dersin yapar, 'Ben düşmem' dersin düşersin. 

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Yaz

Geçen yaz bi arkadaşımla mevsimlerden bahsediyoduk. Ben yaz’ı o ise kışı savunuyodu. “Niye” dedim kıza “Niye kışı daha çok seviyim ki. Bak yaz ne güzel. Güneş. Ve insanlar hep dinç.”
O ise bana dedi ki “Aksine kış daha güzel, soğuk her zaman diri tutar insanı”



O an dediğini haklı buldum kışı sevmeye hazırladım kendimi. Sevdim de.  Ama yine yaza geldiğimizde gördüm ki yaz daha güzel. 



















Bu yüzden şimdi biriniz zamanı durdurabilir mi acaba? Hiç kış gelmese?

Kış çok hüzünlü çok kasvetli. Kış demek erken karanlık demek. Hep karanlık demek. Hüzünlü değilse bile insan, hüzün bulması için yeterli bi sebep demek. Ama yaz öyle mi? Üzgün olsanız bile güneşe bakıp gülebiliyosunuz. Güneş  adeta bize gülümsüyo.

Ve inanın mutluluk bizi soğuktan daha diri tutar.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

“ Boşluk ”

İlk bloğuma pıtır pıtır, heyecanlı, umut dolu başlayamicam sanırım. Çünkü bi boşluktayım. Öylesine bi boşluktayım ki şu bilgisayar oyunlarında haritanın en ortasına bırakılır ya karakter, onun gibiyim. Kimseden yardım gelmicek gibi. Dışardaki mevsim yaz ama içimdeki mevsim hala sonbahar gibi. Karamsar, düzelmeyen, düzeltilemeyen. Gittikçe büyüyen.. Beni bu boşluktan kurtarıcak tek şey ümit. Ve bi yerlerde gizli. Bunu biliyorum, bunun farkındayım. Ama bu zihnime anlatmak oldukça güç. Uygulamaya geçirmek oldukça güç.


















Kitap okumaya çalışıyorum bu ara, bitiremediğim dizilerimi izlemeye çalışıyorum. Ama hiçbirine de yetişemiyorum gibi hissediyorum. Yapılması gereken çok şey ama istek yok gibi. Bunları yapmaya zaman hem var hem yok gibi. Sanırım üniversite sınavından beri yer etti bu bende. Sanırım hala sınavın boşluğundayım. Kafamı dağıtma çabasına girdiğinizde siz napardınız? Ben bunların yanında ufak ufak da çizimler yapıyorum. Tasarlamak, çizmek veya karalamak. Bunlar kafamı dağıtmaya yeten şeyler. Ha bi de bunları gerçekleştirirken genellikle Aerosmith veya Teoman falan dinliyorum. Sanırım bu postumda bu kadar karamsarlık yeterli. Postumu sonlandırıyorum. Diğer postumda görüşmek üzere!