7 Aralık 2015 Pazartesi

Kusuyorum

Laçkalıklarınızı, gereksizliklerinizi bir bir yüzünüze vurasım var. Siz bundan da anlamazsınız ki.

Çirkinsiniz. Yüzünüz, eliniz, tırnaklarınız çirkin. Çünkü kirli kalbiniz parmak uçlarınıza kadar yansımış. Tırnaklarınızdan okunuyor kalbinizden geçen fesatlıklarınız. Beyaz teniniz saklayamıyor içinizdekileri, esmerlikleriniz de. 
Boşsunuz, bomboş. Hiçbir zaman bir ruha sahip olamayanlardansınız. Ne tasarımcı ruhuna sahip oldunuz bu zamana kadar, ne de özgün, özgür ruhlara.
Eksiktiniz, gösterişlerinizle tamamlanamıyordunuz. Ama kendinizi bu gösterişten alıkoymuyordunuz. miş gibi göstermeleriniz hiç bitmedi. Sevmiyordunuz, tüketiyordunuz. Ama seviyomuş gibi gösteriyordunuz.
En ilkel öğrenme biçimi olan taklitle başladınız her şeye. Ama gelişimin evrelerini atlayarak taklitten sıyrılamadınız, takılı kaldınız. Artık kimi görseniz, neyi görseniz taklit ediyodunuz.
Bir şeyleri satın almanın bir şey olmanın bir adımı sandınız. Ama benimseme ruhundan yoksundunuz. Benimseme, ait olma gibi kavramları anlayamadınız. Ait olmaktan kastımın satın almanın tutkusuna kapılmak olmadığını anlamadınız.
İki yüzlülükleriniz hiç bitmedi, hiç de bitmicekti. Ama çevrenizde sizin gibiler çok olduğu için sizden iyisi yoktu, her zaman iyi anlaşan sizdiniz. Her zaman dedikodularınızla iyi bir şekilde yerin dibine soktuğunuz insanlarla aynı masaya oturmak sizin şerefinize hiç koymadı. Sizi hiç düşündürmedi "Ben napıyorum?" diye. Hiç de düşünmiceksiniz zaten.
Dünyada her şeyin bi anlamı vardı ama sizin yoktu. Sizin içiniz boştu, ama malesef kapladığınız alan çok büyüktü. Bu da sizin fiziğe verdiğiniz en büyük zarardı. Bi yararınızın dokunmadığı yetmezmiş gibi zarar verdiniz. Sadece fiziğe değil, insanların sinirlerine de.
İnsanlar için hiç fedakarlık yapmadınız, çünkü bir tek kendinizi doyurmak önemliydi. Başkaları size sevgilerini uzattıkça sevgiyi tüketmenin tadına doyamadınız.