30 Nisan 2019 Salı

Re-again




HIMYM..
Kaç kez izledim, kaç kez 9 sezonu yeniden bitirdim sayamadım.

Baş karakterlerle o kadar bağ kurdum ki onların ölebileceğini bile düşünmedim çok uzunca bir süre. Bir gün Mac Laren's'ta buluşma ümidi kurdum, sonra stüdyo olduğunu öğrenip hayalimi yıktım.
O genç, enerjik, umutsuz, heyecanlı; yani hayatın her anında olabilecekleri hallerini yansıttıkları yüzleri artık yok. Kaz ayakları oluşmuş, saçları beyazlamış, sakalları beyazlamış.. Nerdeyse Ted amca diyeceğin yaşa gelmişler. 

Ama onların dizideki o hallerini görüyorsun ya yeniden, sanki hep 2012’deymişsin gibi, üstünden 7 yıl geçmemiş gibi. Allyson Hannigan’ın 2 çocuğu yokmuş gibi. Barney’in kocasıyla olan bir fotoğrafın yüzündeki kırışıklıklar hiç oluşmamış gibi. 


Keşke hep, hep hayatın belli noktalarında pause-save butonumuz olsa da şöyle anıları kaydedip yer yer baksak hafızamızda. Ama durmuyo ki işte, elinde olmayan bir akış var. Sadece kendini kaptırmak zorunda olduğun,yer yer yönünü değiştirdiğin ama hiç durduramadığın o akış. Sonunu kabullenmeme şansın da yok. “Ne diceksin? Hayır ben ölimcem hadi bakalım” mı diyeceksin? Şunu kabullenmeme şansımız olsa, birileri bize bu zamana kadar ölüm hakkında bildiklerimizin yanlış olduğunu söylese işte keşke. Onlar hep bi yerlerde duruyolar ama sadece başka bi boyutta deseler. İspatlansa..

Evet korkuyorum şu sıra, boşluğum*dandır belki endişem. Yerine dolduracak bir düşünce bulamadığımdan henüz..