22 Nisan 2015 Çarşamba

Kürk Mantolu Madonna'dan..

Ruhu kalabalıktan yorulmuşlara, gönlü inziva isteyenlere ithâfen..

"Deli olacağım, yahut öleceğim dersem yalan söylemiş olurum. İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım... Ama nasıl yaşayacağım!... Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!... Ama ben dayanacağım... Şimdiye kadar olduğu gibi...

Yalnız bir şeye dayanmak artık benim için mümkün değil: Her şeyi kafamda yalnız başıma saklamayacağım. Söylemek, birçok şeyler anlatmak istiyorum... Kime? Şu koskocaman dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba? Kime, ne anlatabilirim? On seneden beri hiç kimseye bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Boşuna yere herkesten kaçmış, boş yere bütün insanları kendimden uzaklaştırmışım; ama bundan sonra başka türlü yapabilir miyim? Artık hiçbir şeyin değişmesine imkân yok... Lüzum da yok. Demek böyle olması icap ediyormuş"

Son olarak bir kez olsun ağlarken uyuyakalmanın tadına varın derim. Bir kez olsun. Vardıysanız şanslılardansınız. Acınızın Nirvanasındayken acınızı uykunuza gömmek, Uçurumdan denize atlayıp, beton etkisi oluşturan o denizin acısını sadece 2 saniyeliğine tatmak gibi. Bir kez tattığınız o acının uzamaması..

"Raif efendi bunları saklamak veya silmek için hiçbir harekette bulunmuyor, gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. Ben de kendimi tutamamış, ağlamaya başlamıştım; bu ancak fevkalade büyük ve sahici kederlerde görülen, sessiz, hıçkırıksız ağlayışlardan biriydi. Ondan ayrılmanın bana güç geleceğini biliyordum. Fakat bunun bu kadar korkunç, bu kadar acı olacağını tasavvur edememiştim.
Raif efendi tekrar dudaklarını kımıldattı. Duyulur duyulmaz bir sesle: ' Seninle hiç şöyle uzun boylu konuşamadık evladım... Yazık!' dedi ve gözlerini kapattı."

7 Nisan 2015 Salı

'Üzgünlüklerim'

Bazen kollarını kapatırsın. Tüm bu keşmekeşten uzaklaşmak, bağını koparmak adına. Tabiri caizse bir şarapçı misali olan biteni/çevreyi izlemek adına.. Sıkıldık yer yer. Üzüldük. Yoğun zamanlar geçirdik, nefes alamadık belki. Alışmışız tembelliğe, ondandır belki de.
Günler, yıllar geçti. Kaçırdık önümüze gelen fırsatları. Yine tembelliğimizden belki. Yada o an yapamayacağımızdan.
Sonra birikti bunlar, üzgünlüklerimiz çıktı ortaya. Bazısını içimizden/üzerimizden atmamız uzun zaman aldı. Bazısı hala gitmedi belki, bizimle kaldı..

Dağıtmaya çalıştık kafamızı, başka meşgaleler bulduk. Yumrukladık belki duvarları. Yada sessizce üzüldük, ağladık. Bunlar sıradan cümleler gibi geldi çevremize. Saçmaladığımızı düşündüler, abarttığımızı. Ama cümleleri kurarken neler hissettiğimizi bi biz bildik dimi? Onlar bağırdığımızı düşünürdü, yorgun sesimizi kimse duymadı.