8 Ocak 2021 Cuma

Döktüm İçimi, Uzun Zaman Ardından

Düzeni çok severim. Düzenbazları değil.

Sabah&akşam defne sabunuyla* yüzümü yıkar, kremimi sürerdim. Bir süre cildim parladı, farkettim.

İşe gitmeden ve hemen sonrasında yine gelir gelmez parfümümü sıkar, mis gibi kokardım. Herkesin bi "benim parfümü" vardır, ben hala kendime ait o parfümü bulamadım. Benimkiler hep geçici. Benzetme yapmak istedim, ama geçici olan pek çok şey var. Saf mutluluk ve biriktirdiğin güzel anıların dışında.

İşe gider, ayaklarım ağrırcasına çalışırdım. Ağrıdan uyuyamadığımı hatırlarım bazı günler. O kadar yorulurdum ki gün yetmezdi, günü yettirmek için daha da planlı olurdum. Plan zaten benim tanrım. Planlama defterlerine taparım.


İş çıkışı Starbucks'a gider, Fransızca çalışırdım. Özenle doldurduğum turuncu defterim, neredesin? Aklımda olduğun kesin ama dilimde değilsin. Zamanı planlamakla zaman öldürmek kardeşler.
Bir yanda keyfim yettiğince How I Met izlemece, ama İngilizce altyazılı. Fiyakalı.

Kimi iş çıkışları birkaç kız buluşması, kafa dağıtmacası, mağaza dolaşmacası. İyi gelirdi, güzel günlerdi, şeyden önceydi.

Nadiren kafam güzel olurdu demek isterdim. Bir klişe olarak kafam çoğunlukla güzeldi, 70%'i saflıktan oluşuyor. 30%'u mümkünse üstünde çiçekler çevresinde şekerlerle kaplı saf karışımlarla* dalgalanan nöronlarla kaplı.

Şeyden önce böyle güzel bi düzenim vardı, bilirsiniz işte. Bizi Mart'ta yakaladı, süründürüyor. Oysaki Mart kutsaldır, benim kutsalım.


Yorgunluklarım değişmedi, şeyden önce de çok yorgundum. Şikayetçiydim. Bir keresinde metro istasyonunda kedi seviyorum diye güvenlik uzaktan beni uyarmıştı. Oradan kalkmazsam daha büyük kişileri arıyıp beni kaldırtacakmış. Kalkmadım. Telefonda birilerini aradı, belki de karısını aldattığı kadının tekiydi? Bir keresinde de başka bir metro istasyonunda yedim uyarıyı. Uzun süredir burada oturduğum için insanları rahatsız ediyormuşum. İnsanların acelesinden beni görecek zamanları yoktu ki, onlar yürüyen bantta koşuyolardı. Yine de kalkmadım, alerjiden hapşırdım.

Yetmiyordu, zaman  ve para. İnsanlara da yetersiz geliyorsun zaten. Çünkü daha iyisi hep var. Mutlu olduğum şey düzenim, ve düzenimi oluşturan o mükemmel elementlerdi. İnsan olarak.

Bukowski okuyorum şu sıra. Değer önceliklerim değişiyor, değer kavramım hep aynı. Daha önceden milletin ne dediğine çok takarken, sonraları sadece mantık bulmaya çalıştım. Bu dönem geçtiği için kendime teşekkürler. Çünkü  ilerledim, moving on. Bazen mantık olmuyor, çünkü insanların kendisinde mantık bulunmuyor. Biraz daha saldım ipleri anlayacağın. "Aferin kız" demek istiyorum kendimi karşıma alıp. Sonra şunları ekliyorum, omzuma dokunduruyorum "büyüyorsun he, akan zamanın içinde göremiyorsun belki. Ama bak gördün mü, ben hep yanındayım senin. Büyüdüğünü görüyorum, seni izliyorum. Seni izlememden rahatsız olma, seni eskisi gibi yargılamayacağım. Burası senin güven alanın." 

Konuştuğum kişiler kısıtlı. Ben seçtim bunu. Evet yine klişe olmam gerekli, kendimle yaptığım konuşmalar sonucunda bu kanıya vardım. 

Hiç aklıma gelmeyecek şeyler yaptım. Sarhoş oldum! Şahsiyet'i bitirdim. E-kitap okudum, o meşhur kitap dokusu etkisini yakalamak için iPadimi gece moduna getirip highlighter* bir kalem hazırladım, rengini kendim seçtiğim. Aylarca ertelediğim kil'den aksesuarlar yapmaya başladım. Hata yapmaktan korkuyorum. O küpe kötü olsa sıçacağım. Yani mükemmel olmazsa diyorum, kimin mükemmeli olduğunu tartışalım, buna ihtiyacım var. Bu galiba çocukluk sorunu, ama çocukluğun ta kendisi değil. Bu konuda da büyüdüm* Artık konular değil ben büyüyordum. 


Eski bloglarımı hatırlıyorum, kabul edemediğim çok konu ve davranış vardı. Artık o kadar yok, filtre meselesi. Bir de dedim ya bir kısmı salınmış durumda, insanlar da değişiyor. Sanırım artık iyilikler* görüyorum. Pişman değilim eski bloglarımdan, Geleceğime notlar bırakıyorum gibi, geleceğimdeki benle konuşuyorum. 

Ölümü düşündükçe üzülüyorum. "Korkunç olan ölüm değil, yaşanan yada yaşanamayan hayatlardır." demişti. Ben daha o hevesle paketini açtığım 2020 ajandamı bile kullanamadım ki.