Bi ilişkiye girdiğinde yok "ben değişmem" , "neysem oyum" gibi cümleler ne demektir lan? Nası yani değişmem?! Hayatta en sevdiğin adam/kadın için değişmicem nedir ya! Ölçüsü olacak tabiki. Tabiki değişiceksin arkadaş! Yontucak seni, yontulcaksın. Yeri gelicek sen de onu yontucaksın. Strateji oyunu oynar gibi yapmicaksın ama bunu. Satranç oynar gibi değil bu işler. "Şöyle yaparsam böyle olur, bi dahaki hamlesinde bunu yapar" dersen kaybedenlerden olursun, tut bunu zihninde. Farkında olmicaksın bile iki tarafın da yontulduğunun. Zamanla olur o işler. Armutun zamanla olgunlaşması kaçınılmazsa senin de yontulman kaçınılmaz olacak. "Evet" diceksin, "olurum."
Zorlanıcaksın. Kaçarı yok, aşikar. Ama olacak arkadaş. Yontulmak zor eylemdir. Acılıdır. Bıçağı nası keskinse heykeltraşın, karşıdakinin hareketleri/tepkisi de o kadar keskin olabilir. Ama ortaya çıkan eser muazzamdır öyle değil mi? Uzun uzadıya bakar durursun. Bakarsın kendine, değişimini izlersin. Kolay ortaya çıktı zannederler. Ama görmezler ayrıntıları, zorlukları. Bi bakışta anlayamazlar öylece. Hele ki değişimin ne olduğunu bilmeyenler, işin büyüsünü hiçbi zaman anlayamazlar, anlayamicaklar. Zaman gerektirir çünkü, çaba gerektirir. Fedakarlıklar gerektirir yeri geldiğinde..
Tarumar olacaksın, tarumar olacak o da. Tutturacaksın ama ölçüyü, kaçırmayacaksın.
Bakıcaksın arkanda neleri bıraktığına. Onlayken hissettiğin mutluluk var ya.. O pes ettirmicek seni hiç. Avuçların onun avuçlarının yanında küçücük kalır da aptal bi gülümseme yayılır ya yüzüne.. Veya sadece yüzüne bakarsın ya öylece, konuşmadan. Ama "hayatımdasın iyiki" dercesine. O anları unutmicaksın işte, o gülümsemeyi hiç unutmicaksın.
Her zorlukta, her rampada.
Eğimler olacak. Çıkılması zor eğimler. Nefes nefese kalcan, nefesin yetmicek belki de. Yorulcan. Takatim kalmadı dicen belki de. Ama olmaz işte, demiceksin. Dersen pes edersin.
Yani başa dönersek:
kaybedenlerden olursun yine.
Onu düşündüğünde kaybol kendi zihninde. Kaybol ama kaybetme. Kaybedenlerden olma. Uzaklaş an'dan sadece zihnine odaklan. Sadece o'na odaklan. Kaybetme bence elinde onca şeyin, kıymet bilmek için zamanın varken. Kalbindeki o tatlı his, "midendeki o kelebekler" varken. O mutluluğu parmak uçlarından beyin kıvrımlarına kadar hissediyosan şayet, bırakıp da kaybedenlerden olma..
18 Temmuz 2014 Cuma
4 Temmuz 2014 Cuma
Diğerlerinin Doğruları
Dünyada ölceğinin farkında olan yegane canlı insan. Ve ölceğini bile bile zamanı kaliteli kullanamayan yine insan. Bazen sen bazen ben. Pir-u pak değiliz hiçbirimiz evet kabul. Ama farkettiğimizde biraz geç oluyo sanki.
Önüne geçmediğimiz duygularımız var bi de tüm bunlardan bağımsız. Ama aslında biraz da ilişkili. Çünkü bu duygular yüzünden üzüntüler yaşayabiliyoruz bazen. Ne yapmak gerekli dersen inan ben de bilmiyorum. Çünkü o duygular ki içimizi, kendimizi yiyip bitiriyor. Hani demiştim ya bi önceki postta: "göbek bağının çevresinde". Peki bu duyguların önüne geçince büyümüş mü oluruz olgunlaşmış mı? Ben hala bunun cevabını veremeyenlerdenim.

Ne yapmalı ne yapmamalı. Yaş sayısal olarak artınca kafa biraz daha karışıyor sanki. Daha doğrusu artık önümüzde çok seçenek olduğu için ne yapıcamızı bilemiyoruz. Örneğin karşımızdakine göre mi yoksa kendi doğrumuzla mı yaklaşmalı bazı durumlara? Tabiki gelen ilk cevap hemen kendi "doğrumuzla" olacak. Ama doğruyu söylemek gerekirse bu hiç samimi bi cevap değil benim için. Gerçek anlamda bi daha düşün. Bu zamana kadar hep mi "kendi" doğrularınla hareket ettin? Kalbin yok mu ki senin? Hep mi lojik hareket ettin dürüst ol? Başkalarının doğrularına da bakmayı denedin mi? Sanırım açık görüş kavramı burada devreye giriyor. Her zaman olamıyoruz açık görüşlü, evet.
İlle başkasının doğrularıyla yaşayın demiyorum. Şüphesiz bu da samimi olmayan bi cevap olur. Peki ama deniyo muyuz? Karşımızda açık bi kapı var şimdi. Peki biz bu kapının diğer tarafından da bakabiliyo muyuz? İşte mutlak soru bu.
Önüne geçmediğimiz duygularımız var bi de tüm bunlardan bağımsız. Ama aslında biraz da ilişkili. Çünkü bu duygular yüzünden üzüntüler yaşayabiliyoruz bazen. Ne yapmak gerekli dersen inan ben de bilmiyorum. Çünkü o duygular ki içimizi, kendimizi yiyip bitiriyor. Hani demiştim ya bi önceki postta: "göbek bağının çevresinde". Peki bu duyguların önüne geçince büyümüş mü oluruz olgunlaşmış mı? Ben hala bunun cevabını veremeyenlerdenim.

Ne yapmalı ne yapmamalı. Yaş sayısal olarak artınca kafa biraz daha karışıyor sanki. Daha doğrusu artık önümüzde çok seçenek olduğu için ne yapıcamızı bilemiyoruz. Örneğin karşımızdakine göre mi yoksa kendi doğrumuzla mı yaklaşmalı bazı durumlara? Tabiki gelen ilk cevap hemen kendi "doğrumuzla" olacak. Ama doğruyu söylemek gerekirse bu hiç samimi bi cevap değil benim için. Gerçek anlamda bi daha düşün. Bu zamana kadar hep mi "kendi" doğrularınla hareket ettin? Kalbin yok mu ki senin? Hep mi lojik hareket ettin dürüst ol? Başkalarının doğrularına da bakmayı denedin mi? Sanırım açık görüş kavramı burada devreye giriyor. Her zaman olamıyoruz açık görüşlü, evet.
İlle başkasının doğrularıyla yaşayın demiyorum. Şüphesiz bu da samimi olmayan bi cevap olur. Peki ama deniyo muyuz? Karşımızda açık bi kapı var şimdi. Peki biz bu kapının diğer tarafından da bakabiliyo muyuz? İşte mutlak soru bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)