31 Aralık 2017 Pazar

***sekiz

Bu sene, yeni yıldan hiçbir şey beklemiyorum.
2016’dan bir mezuniyet bekliyordum,
2017’de bir iş.
2012’de ilk bağımsızlığım ve yine mezuniyet.

Ama 2018?
2018’den kocca bir hiç bekliyorum. Bana vermeyeceği şeyler için kızgın değilim ama bi şey versin diye de beklemiyorum işte.

Geçen sene yeni yıla merakım 70% seviyesindeyken, bu yıl 20%’ye bile zar zor geliyor.
Artık büyüdüm mü?
Belki de çok güzel geçecek, daha da bağımsız olacağım ama yeni yılda..
Yine de bana üzüntüyü anımsatıyorsun 2018.

Belki de bu sebeple,
Tek beklentim kendimden: "Bu sene iyi bir insan olmak istiyorum."
İyi, hesapsız, ağrısız.

22 Aralık 2017 Cuma

Nereye Gider Bu Yol?

Kime anlatsam, kimle duygumu paylaşsam boş boş bakıyor.

Kimisi zaten dinlemiyor, kimisi dinledikten sonra kendi kafasındaki başlığı konuşuyor. Kendi boşluğunu dolduruyor. Oysaki dinlese zaten ben de ona öneride bulunacağım ama nasıl davranırsam davranayım boşa çıkacağını biliyorum. Denizde boşuna çabalayan amatör yüzücüler gibi.


Bu cümlenin devamında "ama ben iyi bir yüzücü olacağım" diye devam etmeyeceğim. Çünkü ben o dalgalarda yüzen biri olmak istemiyorum. Ben olsam olsam bir deniz feneri olurum, kendi dışında her yeri aydınlatan.

21 Temmuz 2017 Cuma

O, Death

-Bu postun teması Ölüm'dür.. -Kaybedilenler anısına-

Fargo'nun 2.sezonunda bir adam, ölümünü beklerken dinlemişti şu şarkıyı: O Death.

"O, Death. Won't you spare me over 'til another year."

Bu şarkıyı dinlediğimde, dalga geçtiğimi sanardım ölümle. 20'li yaşların cahilliğinden olsa gerek. Yada bu zamana kadar pek kayıp yaşamamış olmamdandır belki. Ama gerek Dexter'ın 4.Sezon 12.Bölümü'nde, gerek bugün Chester Bennignton'ın ölümü ile yüzüme çarpılıp duruyor bu kavram. Kader bunu göreceksin ve alışacaksın dercesine gözüme sokuyor.

Bir daha dönmemek, bir daha görüşememek üzere gitmesi birinin. Konuşma ihtimalinizin olmaması hiç. Elinde kalan birkaç ses kaydı, birkaç fotoğraf; onla veya sadece onun olduğu.. Dokunabildiğin şey artık onun eli değil, fotoğraftaki bir görüntüsü sadece.
Belki hediye ettiği bir kitap; belki sana yazdığı bir şarkı, veya sana hediye ettiği..

Bir düşüş, yok oluş bu. Alışamadım ben bu'na.
Sen/ben -adına ne diyeceksen artık- normal hayatımızı yaşarken, zorluklarımızda boğuşurken, yada belki de birini sevindirirken biri/birileri hayatına son veriyor.
Güzel veya kötü bir gün geçiriyorsun, eve gidiyorsun ve birinin ölümünü öğreniyorsun. Hatta belki bi de bunu haber vermen gerekiyor diğerlerine..

Dexter'daki ölüm bir cinayetti. Kurguydu, ama bu bir gün gerçekleşmeyeceği anlamına gelmiyor işte. Ölüm, ölüm ya işte..
Chester ise bir intihar.
2 gün önce Rock'n Coke'u konuşuyoduk. Büyüyünce Rock'n Coke'a gideceğimin hayalini kuruyordum. Büyüdüm, Linkin Park'ın solistinin intiharını öğrendim.
Yani çok üzülerek In the end, it doesnt even matter..

Chester Bennington'ın arkasından kalan ona sosyal medyadan seslenmeye çalışan, onun göremeyeceğini bildiği halde ölümünü kabullenemeyen insanların son çırpınışları. Neden diye bağırasım geliyor benim ise. "NEDEN BUNU YAPTIN?!" desem bir cevap alacağım ya sanki..

Kısaca,
22 bana ölümü öğretiyor. Daha kötülerini görmemek temennisiyle..

B.

9 Temmuz 2017 Pazar

İmdat?


Hakan Günday'dan Kinyas ve Kayra okuyup, Dexter izleyip, Jehan Barbur'un yeni albümünü dinliyorum şu sıra. -"

Bir tınısı var..

Siz hiç bir notanın sizden yardım istediğini düşündünüz mü? Jehan Barbur'un Uç şarkısını dinlemeden önce belki ben de düşünmemişimdir.

"Gidersem senden öteye tuttuğum yerim kırılıyor..
Bitersen benim dünümde, aldığım nefes dağılıyor.."

Ve yardım isterken karşılıksız karşındakini düşünmek?

"Kapımı açtım sana,
kolayca uç, uç, uç.."

Bir yardım bekliyo. Hep aynı yerden, ama o beklediği yerden hiç gelmeyecek o yardım. Kaç defa daha deneyecek?
Sanırım bi daha hiç.

Artık tek bildiği, tek çözümün çekip gitmek olduğu. Çünkü aynı dilde, onun/onların cümleleriyle konuşsan da anlamıyorlar.
Anlamayacaklar. 

"İnsanlar beyinlerini uyuşturma yöntemlerine göre sınıflara ayrıldılar. Hepsi kendini kandırdı. Benim kandıracak kimsem yoktu. Çünkü kanmış olarak doğdum." -Kinyas ve Kayra

İşte beni anlatan asıl söz bu.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Tahammülsüzüm


Yaklaşık 6 senedir, ama baskın olarak 1 senedir olmak istemediğim yerdeyim. Olmak istemediğim ülke, olmak istemediğim şehir. İletişim kurmak istemediğim ama zorunda olduğum insanlarla. Ve sürekli henüz hiç gitmediğim bir başka şehri özlüyorum. Buna Almancada Fernweh deniyor-muş, benim durumumu özetleyen kelime: Fernweh.

Her şeyin yeteri kadar gözüme battığı şu dönemlerde bir de üstüne saçma saçma insanlar ve iğrenç bir çevre biniyor.

Ben her gün yolda bok, geceden kalma kusan insanlar ve tükürük görmekten; çevremdeki inşaat atıkları yüzünden ayakkabıma kum dolmasından bunalmış bir haldeyim.
Sandaletlerime doluşan kum, ancak bir sahilde gıdıklamalıydı ayaklarımı.

Her gün bilimum bencil, kendine müslüman insanlarla aynı otobüse binmek, aynı yolu çekmek her gün biraz daha tahammül sınırlarımı düşürüyor; beni giderek tahammülsüz bir insana dönüştürüyor. Gerek yaşımdan gerek cinsiyetimden kaynaklı saygı görmeme halleri bu durumu iki-üç katına çıkarıyor. Ve insanlara ne kadar kibar davranırsam onlar bana bir o kadar kaba davranıyor; en azından bu km2'ler için bu durum böyle. Ben de bugünden itibaren kibar/hoşgörülü davranmama kararı aldım.

Bu zamanlardaki durumumu bu iki alıntı cümle gayet iyi özetliyor:

"Ziyaret etmek için güzel, terk etmek için daha güzel bir şehir."
"Sanki ben hariç herkes kafayı bulup çok eğlenmiş ama sonra herkes gelip benim evime kusmuş gibi hissediyorum."