18 Aralık 2016 Pazar

Yeni yaşıma yepyeni selam♥

22.
Yaş 35, yolun yarısı diyen Cahit Sıtkı'nın matematiği ile 70 yıllık insan ömrünün yaşanabilecek en güzel yaşı, 22.
22, iniş çıkışlarla ama 80% mutlulukla geçirebileceğim bir yaşmış gibi.
Hatalarıyla az çok yüz yüze gelebilecek, hatalarının yüzüne bakabileceğin bi yaş gibi.
Hatalarının seni sarıp sarmalayacağı, yeni tecrübelere hazırlayacak bir yaşmış gibi.
Bana göre yolun yarısı 22,
  o kadar tatlı ki. 
Kendi başıma çektirdiğim 18'li vesikalığımla karşıladığım yeni yaşım, 22.

ve artık,

Büyüdüm ben, büyüğüm ben.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Aptallara Tahammül Edemiyorum-2

Mutlu hissediyor, keyiften uçuyor, mutluluktan yemek yiyemiyor!
Tanıdık geldi mi? Aynen aynen, facebook hisleri!

Canlarımla kahve keyfi :)
Bugün de burada gezelim :)
Çok eğleniyoruuuuuzzzzzzzzz, hashtag..

Olmayan dünyalarını, olmuş gibi gösterenler;
siyah dünyalarını pespembe paylaşanlar, pes!

İnsanların göründükleri gibi olmamalarına bundan 8 yıl önce yani facebook yayılmadan önceki yıllarda da tahammülüm yoktu. "Sosyal medya" sayesinde bu gözü doymazlık, bu olduğu gibi görünmemeler iyiden iyiye gözüme batmaya başladı.

-Ya sanane kardeşim! Kendi hayatına bak madem!

+Olmuyor öyle kardeşim! Birileri gelip bana
"Bak onlar bunu yapmış sen niye onlarla yapmıyosun"
"Sen niye böylesin" diyip benim kişiliğimi sorgularken öylece hayatıma bakamıyorum 'kardeşim'

Devam ediyorum...


Bugün de öğrencilerimle bunu yaptık :)
Okulda son günler :)
Okulum ve öğrencilerimle çok mutluyum, en mutlu insan benim :)
Dünya yansa umrumda olmaz şu an bu fotoyu facebookta arkadaşlarımla paylaşmalıyım :)
-En sevmediğim tabirlerden- Hemen layk almalıyım :)


Yazarken bile sinir doluyordum.

Ayyyy berke laykladı fotomuuuu :) Ama coolluğumu da koruyayım .

Bi de o noktadan önceki boşluklarınız..
Ah o ayrı yazılmayan da-de'leriniz, şey'leriniz..

Geçen gün "Kin dolusun" cümlesini duydum. Aynen bu kulaklar bunu da duydu. Şaşırdı mı? Kendilerine sormak lazım, özellikle sol kulağa. O daha çok duydu..

Eğer öyleysem, bana bravo. Çünkü hakeden insanlara kin, diğer hakeden insanlara da sevgi duyuyordum; sevgi doluyordum..

Dolup taştığım da olur, lâkin çok az kişi görür bunu. Hatta uzun süredir sadece 1 kişi görür bunu.


2- Kin dolu olduğumu varsayalım. Belki bu dünyadaki iyi insanların yüzdeliğinin arttığını varsaymaktan daha gerçekçi olur. Peki,

Kompleksle dolu olanları ne yapalım?
Dünya neden onlara sesini çıkarmıyor?
Neden kompleksleriyle beraber büyüyüp yürüyen ego olan insanları alaşağı etmiyordunuz?
Neden o insanlar söz konusuyken "Ben o insanlardan sorumlu değilim" oluyordu?


Senfonileriniz, sadece bana söyleniyor gibiydi. O notalarınız özenle benim için seçiliyor gibi.
Alınganlıktan değil, bizzat yüzüme söylenen senfonilerden bahsediyordum çünkü.

Her gün, her yıl; yaşamayı biraz daha zorlaştırıyordunuz. Ben zaten kalabalığı sevmeyen bir insanken, bu huyumla kendimle gurur duymama sebep oluyordunuz.

Bunun için teşekkür etmeyeceğim.

Sağlıyordunuz da demedim 2 önceki cümlemde. Sağlamadınız, çünkü benim herhangi bir noktama katkınız yoktu.

Sizin öyle olmanız yüzünden ben böyle oldum, bu demek oluyor ki sizin sayenizde olmadı tüm olanlar.
Olsa olsa karşıma çıkan imtihanlarla bu halime gelmişimdir, önceki postlarımda söylediğim başka bir deyişle, yoğrulmuşumdur.


Söylediklerimde klişe noktalar da olabilir, evet. Belki ben de bazen sıradan olmak istiyorumdur?




Femtosaniyeliğine.

Aptallara Tahammül Edemiyorum

Her gün aynı saatte eve gelmeyip bir gün gece 02:00'de bir gün akşam 09:00'da eve geliyordu. Konuştuğu konu hep aynıydı: Boş insanların boş hikayeleri.
Her geldiğinde "hiçbi şey yemedim bu saate kadar" diye cümlesine başlayıp "yemek koyuver" cümlesiyle konuşması biterdi.
Cümle size kibar mı geldi?
"Koy şu yemeği lan!" nidasını henüz duymadınız çünkü. Yada "sen kimsin lan" dediğini duymamışsınızdır.
Duymazsınız da umarım, duymayın.

Hiçbi zaman, yaşadığı boş hikayelerin farkına varmadı. Boş hayatının da..
Bir aptal kutusunda yaşıyordu, artık o kutu cebine de girer oldu. Sıçtık yani evet.
Bir amacı yoktu, olmayacaktı da. Amacı olan insanlar da ona her zaman aptal gelecekti.
Çünkü sevdikleri, aptallardan ibaretti. İstiyordu ki herkes birbirine(sadece kendi istediklerine) "yaransın." İstiyodu ki her an aransın onun sevdikleri. Sadece onun sevdiklerinden ibaret sanki her şey. Değerleri demiyorum bak, sahip olduğu herhangi bir değeri yok çünkü. Sadece ilgisini gösterdiği bikaç kişi vardı işte. Onlara da tapardı. Tapmak kelimesini bu kez, belki de ilk kez abartmıyorum. Sadece ayaklarına kapanmadığını gördüm. Ama ağzı ayaklarına tapıyordu onun, sözleri yalıyordu ayaklarını.

Biliyorum.
Hiçbi zaman görmeyecek gerçekleri, biliyorum.
Doğruları demiyorum, çünkü onlar benim doğrularım. Gerçeklerden bahsediyorum ben.
Gerçek, öz be öz gerçek.

İşin kötüsü, yandaşları gün be gün artıyordu. Aptalların çoğunlukta olduğu bir dünyada aklı başında olmak ne zor. Yada yalakaların olduğu bir dünyada düşüncelerini şeffaf bir şekilde ifade etmek.


Azınlık olmak ne zor..

9 Nisan 2016 Cumartesi

Başlıksız-

Bugün, 7 yaşındaki kuzenimin öğrendiği şeyleri anlatırkenki heyecanını gördüğümde kendimi teyze gibi hissettim. Teyze, yaşlı bir teyze gibi. Henüz 21 yaşında olmama rağmen 6 yıl önceki halimi gördüm gibiydi onda.

Zaten benzer bana. Saçının sağ tarafındaki seyreklik, o yaşlara göre olan sıskalığı. Bilime ve öğrenmeye olan merakı ve ilgisi...

Öğrenmeye ve bilime hala meraklıyım ben de. Hala o yeni şeyler öğrenme heyecanı.. Hala varolan dünyayı biraz daha tanımış olmanın mutluluğu..

Sadece, sanırım sadece demek istediğim şey onun her konuda o kadar heyecanlı olmasıydı. Teyzesine gittiğinde, eve geldiğinde. Akşamın bir vakti, veyahut ona benzer zamanlarda işte...

3-4 yıldır büyük bir değişimin içindeyim. Büyük bir şeffafsızlık söz konusu bu suratta, bu surette.
Bugün ilk kez hüzün duydum bu konuda, ‘hicap’ duydum. Belki de bu denli derin yaşayışlarımız varolan heyecanımızı bastırmıştır biraz. Belki de (bu daha gerçeğe yakın olacak) yetişkinler bizi böyle bir vücuda bürümüştür.

Söylediklerine gülmeyen, seni görmeyen insanlara karşı isyanındır belki de bu. Açtığın savaşlar, diktiğin bayraklardadır belki de zaferin..