Önüne geçmediğimiz duygularımız var bi de tüm bunlardan bağımsız. Ama aslında biraz da ilişkili. Çünkü bu duygular yüzünden üzüntüler yaşayabiliyoruz bazen. Ne yapmak gerekli dersen inan ben de bilmiyorum. Çünkü o duygular ki içimizi, kendimizi yiyip bitiriyor. Hani demiştim ya bi önceki postta: "göbek bağının çevresinde". Peki bu duyguların önüne geçince büyümüş mü oluruz olgunlaşmış mı? Ben hala bunun cevabını veremeyenlerdenim.

Ne yapmalı ne yapmamalı. Yaş sayısal olarak artınca kafa biraz daha karışıyor sanki. Daha doğrusu artık önümüzde çok seçenek olduğu için ne yapıcamızı bilemiyoruz. Örneğin karşımızdakine göre mi yoksa kendi doğrumuzla mı yaklaşmalı bazı durumlara? Tabiki gelen ilk cevap hemen kendi "doğrumuzla" olacak. Ama doğruyu söylemek gerekirse bu hiç samimi bi cevap değil benim için. Gerçek anlamda bi daha düşün. Bu zamana kadar hep mi "kendi" doğrularınla hareket ettin? Kalbin yok mu ki senin? Hep mi lojik hareket ettin dürüst ol? Başkalarının doğrularına da bakmayı denedin mi? Sanırım açık görüş kavramı burada devreye giriyor. Her zaman olamıyoruz açık görüşlü, evet.
İlle başkasının doğrularıyla yaşayın demiyorum. Şüphesiz bu da samimi olmayan bi cevap olur. Peki ama deniyo muyuz? Karşımızda açık bi kapı var şimdi. Peki biz bu kapının diğer tarafından da bakabiliyo muyuz? İşte mutlak soru bu.
Aslında seçenekler artmaz! Biz daha fazlasını yapacağımıza inanır ya da buna inandırılırız. Basit olan bu 'ölümlü' dünya'da, kafa karışıklığı içinde dolanır dururuz! Saygılar, Kelime Düşkünü...
YanıtlaSilYada seçenekler hep stabildir, ama biz diğer seçenekleri yeni görmüşüzdür? Benim bu yorumu daha yeni görmem gibi. Bak bilemedim şimdi.
YanıtlaSil