Düşünmeye tutkundum ben mesela. Hayrandım denize. Hayrandım, alıp başımı gitmelere. Denizle konuşmaya. Okul çıkışlarımda kendimi denizle başbaşa görmeye tutkundum mesela. Hasret kalamazdım denize, kahveye.
Çok somutlaştıracaksam illa tutkuyu, kahveye tutkundum mesela. Hem de nası. Ama kahve konusundaki en büyük tutkum, farklı farklı kahveler denemekti. Yani yine öylesi somut bir durum yoktu aslında. Benim tutkularım hep duygulardı, aşikar. Keza bu iki örnekte de bunu gördük.
Duygulara, hissetmelere doyamıyorum ben.
Deniz konusunu somutlaştıracaksak bu kez de, maviye tutkuluyum diyebilirdim. Alabildiğine mavi. Her tonuyla, saflığıyla bazense. Ama son zamanlarda o kadar çok 'mavici' çıktı ki.. Edebiyattaki mavicilerin gerçek anlamda kimler olduğunu bilmeyenler o kadar çok 'maviyle' ilgili şiir paylaşır oldu ki. Ha bi de bunu alıntı yapmadan kullananlar oldu, kendi sözleriymiş gibi sanki. Yani daha Ece Ayhan'ın erkek olduğunu bilmeyenler, mavici çıktı başımıza. Bu da başka bir tartışma konusuna girer ya, neyse diyelim. Demem o ki ahval, tekdüze bi hal almaya başladı. O yüzden şu sıra "mavi tutkunuyum" demek bana "ben pop seviyorom" demekle eş değer geliyo. İşbu yüzden paragrafın ilk cümlesinde "diyebilirdim" dedim. Kırdıysam, üzgünüm pop severler.
Karikatürler var bi de mesela. Ne çok severim. Çokça severim. Ama tutup da her yeri karikatürle donatmam. Ama toplumda, karikatürleri anmayı severim. Yiğit Özgürcüyseniz hele, bilirsiniz toplumda çok malzeme çıkar. 'Yabıjtır' derim mesela, 'beyle' derim, "nögötöf ölöktörök ölöyöröm" derim. Yaşarım yani karikatürü.
Güneş mesela. Herkesin yüzünü çevirdiği anda benim yüzümü döndüğüm.. Yüzümü, içimi ısıtan o mükemmel ateş parçası. Tutkum, içime bıraktığı o sıcaklığı işte. Tutkum, sıcaklığı hissetmek.
Bi de ben bi şeyin tutkunuysam onu somut olarak dozunda bırakıyorum hep, farkettim de. Bıkarım çünkü. Bu kadar somut olursa bıkardım, biliyodum. Azalan verimler kanunu söz konusu çünkü. Tez ayrılık meselesi anlayacağın. Futbol mesela. Çok severim. Ama çocukken her yere futbol topu stickerı yapıştırmak hoş olur muydu? Yada şimdilerde futbol topu olan tişörtler giyseydim mesela?
I ıh. Olmaz.
Diyorum ya,
benim tutkunu olduğum şeyler duygulardı. Hissetmelerdi. Bi futbol maçı izlerken hissettiğim o şey. İşte benim tutkum. Veya denizi bulduğumda içimdeki o duygu. Yeni bi kahve deneyimlediğimde bende bıraktığı o tat.. İşte bendeki tutkular.
Bi de 'tutku'yla ilgili değinmek istediğim bir nokta daha var ki o da şudur; aslına bakarsan bu tutku halleri öyle zorlamayla da olmaz ki. İçinde varsa, çıkar ortaya. Yani Sokrates'in deyimiyle doğurtmayla. Bu kez bilgiyi çıkartmıyodu evet, ama içinde olanı doğurtuyodu şüphesiz.
Post, kendi iç aydınlanmamın size yansıyan küçük bi kısmıydı sadece. "Anladım ki" , "farkettim de" demelerimin de nedeni budur. Bu kız manyak mı demeyesiniz yani.. Kendi kendime soruyodum çünkü bi süredir. Kendimi, somut şeylere tutkun olmaya zorluyo gibiydim adeta. Belki de bu zorlamalarım bi süre daha devam edicek, bilmiyorum.
Ama bu 'aydınlanma'nın ürünü olarak anladım ki tutkular somut olmak zorunda değil!
Tutkular, herkese gösterilmek zorunda değil!
Not: *Postta "somut" ibaresini resmen gözünüze gözünüze soktum, mesaj açık. 7 kez kullanmışım, bir de üstüne saydım. Saygılar.




