22.
Yaş 35, yolun yarısı diyen Cahit Sıtkı'nın matematiği ile 70 yıllık insan ömrünün yaşanabilecek en güzel yaşı, 22.
22, iniş çıkışlarla ama 80% mutlulukla geçirebileceğim bir yaşmış gibi.
Hatalarıyla az çok yüz yüze gelebilecek, hatalarının yüzüne bakabileceğin bi yaş gibi.
Hatalarının seni sarıp sarmalayacağı, yeni tecrübelere hazırlayacak bir yaşmış gibi.
Bana göre yolun yarısı 22,
o kadar tatlı ki.
Kendi başıma çektirdiğim 18'li vesikalığımla karşıladığım yeni yaşım, 22.
ve artık,
Büyüdüm ben, büyüğüm ben.
18 Aralık 2016 Pazar
1 Haziran 2016 Çarşamba
Aptallara Tahammül Edemiyorum-2
Mutlu hissediyor, keyiften uçuyor, mutluluktan yemek yiyemiyor!
Tanıdık geldi mi? Aynen aynen, facebook hisleri!
Canlarımla kahve keyfi :)
Bugün de burada gezelim :)
Çok eğleniyoruuuuuzzzzzzzzz, hashtag..
Olmayan dünyalarını, olmuş gibi gösterenler;
siyah dünyalarını pespembe paylaşanlar, pes!
İnsanların göründükleri gibi olmamalarına bundan 8 yıl önce yani facebook yayılmadan önceki yıllarda da tahammülüm yoktu. "Sosyal medya" sayesinde bu gözü doymazlık, bu olduğu gibi görünmemeler iyiden iyiye gözüme batmaya başladı.
-Ya sanane kardeşim! Kendi hayatına bak madem!
+Olmuyor öyle kardeşim! Birileri gelip bana
Tanıdık geldi mi? Aynen aynen, facebook hisleri!
Canlarımla kahve keyfi :)
Bugün de burada gezelim :)
Çok eğleniyoruuuuuzzzzzzzzz, hashtag..
Olmayan dünyalarını, olmuş gibi gösterenler;
siyah dünyalarını pespembe paylaşanlar, pes!
İnsanların göründükleri gibi olmamalarına bundan 8 yıl önce yani facebook yayılmadan önceki yıllarda da tahammülüm yoktu. "Sosyal medya" sayesinde bu gözü doymazlık, bu olduğu gibi görünmemeler iyiden iyiye gözüme batmaya başladı.
-Ya sanane kardeşim! Kendi hayatına bak madem!
+Olmuyor öyle kardeşim! Birileri gelip bana
"Bak onlar bunu yapmış sen niye onlarla yapmıyosun"
"Sen niye böylesin" diyip benim kişiliğimi sorgularken öylece hayatıma bakamıyorum 'kardeşim'
Devam ediyorum...
Bugün de öğrencilerimle bunu yaptık :)
Okulda son günler :)
Okulum ve öğrencilerimle çok mutluyum, en mutlu insan benim :)
Dünya yansa umrumda olmaz şu an bu fotoyu facebookta arkadaşlarımla paylaşmalıyım :)
-En sevmediğim tabirlerden- Hemen layk almalıyım :)
"Sen niye böylesin" diyip benim kişiliğimi sorgularken öylece hayatıma bakamıyorum 'kardeşim'
Devam ediyorum...
Bugün de öğrencilerimle bunu yaptık :)
Okulda son günler :)
Okulum ve öğrencilerimle çok mutluyum, en mutlu insan benim :)
Dünya yansa umrumda olmaz şu an bu fotoyu facebookta arkadaşlarımla paylaşmalıyım :)
-En sevmediğim tabirlerden- Hemen layk almalıyım :)
Yazarken bile sinir doluyordum.
Ayyyy berke laykladı fotomuuuu :) Ama coolluğumu da koruyayım .
Bi de o noktadan önceki boşluklarınız..
Ah o ayrı yazılmayan da-de'leriniz, şey'leriniz..
Geçen gün "Kin dolusun" cümlesini duydum. Aynen bu kulaklar bunu da duydu. Şaşırdı mı? Kendilerine sormak lazım, özellikle sol kulağa. O daha çok duydu..
Eğer öyleysem, bana bravo. Çünkü hakeden insanlara kin, diğer hakeden insanlara da sevgi duyuyordum; sevgi doluyordum..
Dolup taştığım da olur, lâkin çok az kişi görür bunu. Hatta uzun süredir sadece 1 kişi görür bunu.
2- Kin dolu olduğumu varsayalım. Belki bu dünyadaki iyi insanların yüzdeliğinin arttığını varsaymaktan daha gerçekçi olur. Peki,
Ayyyy berke laykladı fotomuuuu :) Ama coolluğumu da koruyayım .
Bi de o noktadan önceki boşluklarınız..
Ah o ayrı yazılmayan da-de'leriniz, şey'leriniz..
Geçen gün "Kin dolusun" cümlesini duydum. Aynen bu kulaklar bunu da duydu. Şaşırdı mı? Kendilerine sormak lazım, özellikle sol kulağa. O daha çok duydu..
Eğer öyleysem, bana bravo. Çünkü hakeden insanlara kin, diğer hakeden insanlara da sevgi duyuyordum; sevgi doluyordum..
Dolup taştığım da olur, lâkin çok az kişi görür bunu. Hatta uzun süredir sadece 1 kişi görür bunu.
2- Kin dolu olduğumu varsayalım. Belki bu dünyadaki iyi insanların yüzdeliğinin arttığını varsaymaktan daha gerçekçi olur. Peki,
Kompleksle dolu olanları ne yapalım?
Dünya neden onlara sesini çıkarmıyor?
Neden kompleksleriyle beraber büyüyüp yürüyen ego olan insanları alaşağı etmiyordunuz?
Neden o insanlar söz konusuyken "Ben o insanlardan sorumlu değilim" oluyordu?
Senfonileriniz, sadece bana söyleniyor gibiydi. O notalarınız özenle benim için seçiliyor gibi.
Alınganlıktan değil, bizzat yüzüme söylenen senfonilerden bahsediyordum çünkü.
Her gün, her yıl; yaşamayı biraz daha zorlaştırıyordunuz. Ben zaten kalabalığı sevmeyen bir insanken, bu huyumla kendimle gurur duymama sebep oluyordunuz.
Bunun için teşekkür etmeyeceğim.
Sağlıyordunuz da demedim 2 önceki cümlemde. Sağlamadınız, çünkü benim herhangi bir noktama katkınız yoktu.
Sizin öyle olmanız yüzünden ben böyle oldum, bu demek oluyor ki sizin sayenizde olmadı tüm olanlar.
Dünya neden onlara sesini çıkarmıyor?
Neden kompleksleriyle beraber büyüyüp yürüyen ego olan insanları alaşağı etmiyordunuz?
Neden o insanlar söz konusuyken "Ben o insanlardan sorumlu değilim" oluyordu?
Senfonileriniz, sadece bana söyleniyor gibiydi. O notalarınız özenle benim için seçiliyor gibi.
Alınganlıktan değil, bizzat yüzüme söylenen senfonilerden bahsediyordum çünkü.
Her gün, her yıl; yaşamayı biraz daha zorlaştırıyordunuz. Ben zaten kalabalığı sevmeyen bir insanken, bu huyumla kendimle gurur duymama sebep oluyordunuz.
Bunun için teşekkür etmeyeceğim.
Sağlıyordunuz da demedim 2 önceki cümlemde. Sağlamadınız, çünkü benim herhangi bir noktama katkınız yoktu.
Sizin öyle olmanız yüzünden ben böyle oldum, bu demek oluyor ki sizin sayenizde olmadı tüm olanlar.
Olsa olsa karşıma çıkan imtihanlarla bu halime gelmişimdir, önceki postlarımda söylediğim başka bir deyişle, yoğrulmuşumdur.
Söylediklerimde klişe noktalar da olabilir, evet. Belki ben de bazen sıradan olmak istiyorumdur?
Femtosaniyeliğine.
Söylediklerimde klişe noktalar da olabilir, evet. Belki ben de bazen sıradan olmak istiyorumdur?
Femtosaniyeliğine.
Aptallara Tahammül Edemiyorum
Her gün aynı saatte eve gelmeyip bir gün gece 02:00'de bir gün akşam 09:00'da eve geliyordu. Konuştuğu konu hep aynıydı: Boş insanların boş hikayeleri.
Her geldiğinde "hiçbi şey yemedim bu saate kadar" diye cümlesine başlayıp "yemek koyuver" cümlesiyle konuşması biterdi.
Cümle size kibar mı geldi?
"Koy şu yemeği lan!" nidasını henüz duymadınız çünkü. Yada "sen kimsin lan" dediğini duymamışsınızdır.
Duymazsınız da umarım, duymayın.
Hiçbi zaman, yaşadığı boş hikayelerin farkına varmadı. Boş hayatının da..
Bir aptal kutusunda yaşıyordu, artık o kutu cebine de girer oldu. Sıçtık yani evet.
Bir amacı yoktu, olmayacaktı da. Amacı olan insanlar da ona her zaman aptal gelecekti.
Çünkü sevdikleri, aptallardan ibaretti. İstiyordu ki herkes birbirine(sadece kendi istediklerine) "yaransın." İstiyodu ki her an aransın onun sevdikleri. Sadece onun sevdiklerinden ibaret sanki her şey. Değerleri demiyorum bak, sahip olduğu herhangi bir değeri yok çünkü. Sadece ilgisini gösterdiği bikaç kişi vardı işte. Onlara da tapardı. Tapmak kelimesini bu kez, belki de ilk kez abartmıyorum. Sadece ayaklarına kapanmadığını gördüm. Ama ağzı ayaklarına tapıyordu onun, sözleri yalıyordu ayaklarını.
Biliyorum.
Hiçbi zaman görmeyecek gerçekleri, biliyorum.
Doğruları demiyorum, çünkü onlar benim doğrularım. Gerçeklerden bahsediyorum ben.
Gerçek, öz be öz gerçek.
İşin kötüsü, yandaşları gün be gün artıyordu. Aptalların çoğunlukta olduğu bir dünyada aklı başında olmak ne zor. Yada yalakaların olduğu bir dünyada düşüncelerini şeffaf bir şekilde ifade etmek.
Azınlık olmak ne zor..
Her geldiğinde "hiçbi şey yemedim bu saate kadar" diye cümlesine başlayıp "yemek koyuver" cümlesiyle konuşması biterdi.
Cümle size kibar mı geldi?
"Koy şu yemeği lan!" nidasını henüz duymadınız çünkü. Yada "sen kimsin lan" dediğini duymamışsınızdır.
Duymazsınız da umarım, duymayın.
Hiçbi zaman, yaşadığı boş hikayelerin farkına varmadı. Boş hayatının da..
Bir aptal kutusunda yaşıyordu, artık o kutu cebine de girer oldu. Sıçtık yani evet.
Bir amacı yoktu, olmayacaktı da. Amacı olan insanlar da ona her zaman aptal gelecekti.
Çünkü sevdikleri, aptallardan ibaretti. İstiyordu ki herkes birbirine(sadece kendi istediklerine) "yaransın." İstiyodu ki her an aransın onun sevdikleri. Sadece onun sevdiklerinden ibaret sanki her şey. Değerleri demiyorum bak, sahip olduğu herhangi bir değeri yok çünkü. Sadece ilgisini gösterdiği bikaç kişi vardı işte. Onlara da tapardı. Tapmak kelimesini bu kez, belki de ilk kez abartmıyorum. Sadece ayaklarına kapanmadığını gördüm. Ama ağzı ayaklarına tapıyordu onun, sözleri yalıyordu ayaklarını.
Biliyorum.
Hiçbi zaman görmeyecek gerçekleri, biliyorum.
Doğruları demiyorum, çünkü onlar benim doğrularım. Gerçeklerden bahsediyorum ben.
Gerçek, öz be öz gerçek.
İşin kötüsü, yandaşları gün be gün artıyordu. Aptalların çoğunlukta olduğu bir dünyada aklı başında olmak ne zor. Yada yalakaların olduğu bir dünyada düşüncelerini şeffaf bir şekilde ifade etmek.
Azınlık olmak ne zor..
9 Nisan 2016 Cumartesi
Başlıksız-
Bugün, 7 yaşındaki kuzenimin öğrendiği şeyleri anlatırkenki heyecanını gördüğümde kendimi teyze gibi hissettim. Teyze, yaşlı bir teyze gibi. Henüz 21 yaşında olmama rağmen 6 yıl önceki halimi gördüm gibiydi onda.
Zaten benzer bana. Saçının sağ tarafındaki seyreklik, o yaşlara göre olan sıskalığı. Bilime ve öğrenmeye olan merakı ve ilgisi...
Öğrenmeye ve bilime hala meraklıyım ben de. Hala o yeni şeyler öğrenme heyecanı.. Hala varolan dünyayı biraz daha tanımış olmanın mutluluğu..
Sadece, sanırım sadece demek istediğim şey onun her konuda o kadar heyecanlı olmasıydı. Teyzesine gittiğinde, eve geldiğinde. Akşamın bir vakti, veyahut ona benzer zamanlarda işte...
3-4 yıldır büyük bir değişimin içindeyim. Büyük bir şeffafsızlık söz konusu bu suratta, bu surette.
Bugün ilk kez hüzün duydum bu konuda, ‘hicap’ duydum. Belki de bu denli derin yaşayışlarımız varolan heyecanımızı bastırmıştır biraz. Belki de (bu daha gerçeğe yakın olacak) yetişkinler bizi böyle bir vücuda bürümüştür.
Söylediklerine gülmeyen, seni görmeyen insanlara karşı isyanındır belki de bu. Açtığın savaşlar, diktiğin bayraklardadır belki de zaferin..
Zaten benzer bana. Saçının sağ tarafındaki seyreklik, o yaşlara göre olan sıskalığı. Bilime ve öğrenmeye olan merakı ve ilgisi...
Öğrenmeye ve bilime hala meraklıyım ben de. Hala o yeni şeyler öğrenme heyecanı.. Hala varolan dünyayı biraz daha tanımış olmanın mutluluğu..
Sadece, sanırım sadece demek istediğim şey onun her konuda o kadar heyecanlı olmasıydı. Teyzesine gittiğinde, eve geldiğinde. Akşamın bir vakti, veyahut ona benzer zamanlarda işte...
3-4 yıldır büyük bir değişimin içindeyim. Büyük bir şeffafsızlık söz konusu bu suratta, bu surette.
Bugün ilk kez hüzün duydum bu konuda, ‘hicap’ duydum. Belki de bu denli derin yaşayışlarımız varolan heyecanımızı bastırmıştır biraz. Belki de (bu daha gerçeğe yakın olacak) yetişkinler bizi böyle bir vücuda bürümüştür.
Söylediklerine gülmeyen, seni görmeyen insanlara karşı isyanındır belki de bu. Açtığın savaşlar, diktiğin bayraklardadır belki de zaferin..
7 Aralık 2015 Pazartesi
Kusuyorum
Laçkalıklarınızı, gereksizliklerinizi bir bir yüzünüze vurasım var. Siz bundan da anlamazsınız ki.
Çirkinsiniz. Yüzünüz, eliniz, tırnaklarınız çirkin. Çünkü kirli kalbiniz parmak uçlarınıza kadar yansımış. Tırnaklarınızdan okunuyor kalbinizden geçen fesatlıklarınız. Beyaz teniniz saklayamıyor içinizdekileri, esmerlikleriniz de.
Boşsunuz, bomboş. Hiçbir zaman bir ruha sahip olamayanlardansınız. Ne tasarımcı ruhuna sahip oldunuz bu zamana kadar, ne de özgün, özgür ruhlara.
Eksiktiniz, gösterişlerinizle tamamlanamıyordunuz. Ama kendinizi bu gösterişten alıkoymuyordunuz. miş gibi göstermeleriniz hiç bitmedi. Sevmiyordunuz, tüketiyordunuz. Ama seviyomuş gibi gösteriyordunuz.
En ilkel öğrenme biçimi olan taklitle başladınız her şeye. Ama gelişimin evrelerini atlayarak taklitten sıyrılamadınız, takılı kaldınız. Artık kimi görseniz, neyi görseniz taklit ediyodunuz.
Bir şeyleri satın almanın bir şey olmanın bir adımı sandınız. Ama benimseme ruhundan yoksundunuz. Benimseme, ait olma gibi kavramları anlayamadınız. Ait olmaktan kastımın satın almanın tutkusuna kapılmak olmadığını anlamadınız.
İki yüzlülükleriniz hiç bitmedi, hiç de bitmicekti. Ama çevrenizde sizin gibiler çok olduğu için sizden iyisi yoktu, her zaman iyi anlaşan sizdiniz. Her zaman dedikodularınızla iyi bir şekilde yerin dibine soktuğunuz insanlarla aynı masaya oturmak sizin şerefinize hiç koymadı. Sizi hiç düşündürmedi "Ben napıyorum?" diye. Hiç de düşünmiceksiniz zaten.
Dünyada her şeyin bi anlamı vardı ama sizin yoktu. Sizin içiniz boştu, ama malesef kapladığınız alan çok büyüktü. Bu da sizin fiziğe verdiğiniz en büyük zarardı. Bi yararınızın dokunmadığı yetmezmiş gibi zarar verdiniz. Sadece fiziğe değil, insanların sinirlerine de.
İnsanlar için hiç fedakarlık yapmadınız, çünkü bir tek kendinizi doyurmak önemliydi. Başkaları size sevgilerini uzattıkça sevgiyi tüketmenin tadına doyamadınız.
Çirkinsiniz. Yüzünüz, eliniz, tırnaklarınız çirkin. Çünkü kirli kalbiniz parmak uçlarınıza kadar yansımış. Tırnaklarınızdan okunuyor kalbinizden geçen fesatlıklarınız. Beyaz teniniz saklayamıyor içinizdekileri, esmerlikleriniz de.
Boşsunuz, bomboş. Hiçbir zaman bir ruha sahip olamayanlardansınız. Ne tasarımcı ruhuna sahip oldunuz bu zamana kadar, ne de özgün, özgür ruhlara.
Eksiktiniz, gösterişlerinizle tamamlanamıyordunuz. Ama kendinizi bu gösterişten alıkoymuyordunuz. miş gibi göstermeleriniz hiç bitmedi. Sevmiyordunuz, tüketiyordunuz. Ama seviyomuş gibi gösteriyordunuz.
En ilkel öğrenme biçimi olan taklitle başladınız her şeye. Ama gelişimin evrelerini atlayarak taklitten sıyrılamadınız, takılı kaldınız. Artık kimi görseniz, neyi görseniz taklit ediyodunuz.
Bir şeyleri satın almanın bir şey olmanın bir adımı sandınız. Ama benimseme ruhundan yoksundunuz. Benimseme, ait olma gibi kavramları anlayamadınız. Ait olmaktan kastımın satın almanın tutkusuna kapılmak olmadığını anlamadınız.
İki yüzlülükleriniz hiç bitmedi, hiç de bitmicekti. Ama çevrenizde sizin gibiler çok olduğu için sizden iyisi yoktu, her zaman iyi anlaşan sizdiniz. Her zaman dedikodularınızla iyi bir şekilde yerin dibine soktuğunuz insanlarla aynı masaya oturmak sizin şerefinize hiç koymadı. Sizi hiç düşündürmedi "Ben napıyorum?" diye. Hiç de düşünmiceksiniz zaten.
Dünyada her şeyin bi anlamı vardı ama sizin yoktu. Sizin içiniz boştu, ama malesef kapladığınız alan çok büyüktü. Bu da sizin fiziğe verdiğiniz en büyük zarardı. Bi yararınızın dokunmadığı yetmezmiş gibi zarar verdiniz. Sadece fiziğe değil, insanların sinirlerine de.
İnsanlar için hiç fedakarlık yapmadınız, çünkü bir tek kendinizi doyurmak önemliydi. Başkaları size sevgilerini uzattıkça sevgiyi tüketmenin tadına doyamadınız.
3 Eylül 2015 Perşembe
Gitmek İstiyorum,
ama sana gitmeyen her yol sarılmaktan uzak, sevgisiz.
Sana çıkmayan yolların nereye çıktığı bi' şey ifade etmiyo.
Kurulabilecek onca cümle varken, yetmiyo kelimeler.
Sen yoksan sonunda, gidilecek yerlerin bi' anlamı kalmıyo.
Özlem, hakikaten saçlarımı uçlarımdan çekiştirirken ben,
Gitmek istiyorum, sana.
Senle gitmek istiyorum.
22 Ağustos 2015 Cumartesi
Ne Çok Konuşur Oldum Şu Sıra
Eski düzen gittiğinde yenisi baş gösteriveriyor, yada belki de yeni düzen etkin olduğu için eskisi neler olduğunu anlayıp çekip gidiyor. Bir düzen değişimi istemiyosunuz ama o sizi yine de gelip buluyo işte.
İçinizde konuşuyosunuz ve bir süre sonra buna alışıyosunuz. "İçimde konuştukça deliricem, en iyisi birileriyle konuşayım" diyorum. Bakıyorum ki uzun süredir konuşmama rağmen delirmemişim. Sonra bu cümleleri içimden söyleyip yine kendimle konuşuyorum.
Kitapları tattığınızda da bu oluyor. Hele ki çok bağlandıysanız bu kitaba', diğer insanların sohbeti yetmiyor size. Yettiremiyo oluyosunuz. Oluyo insan..
Sonra bi sessizlik.. Kimsenin konuşmadığı, kendini dinlediğin sessizlik.
Sevgisiz miyim diyorum, acımasız mı yada? İnsani duygularımı körelttim, köreltildim. Bu tarafım da yontuldu belki, diğer pek çok yanım gibi. Bazı yönlerim henüz yontulmadı. Küçük bir tümsekken, bir dağa döndü kimisi. O dağları yontmaya çalışıyorum ben de.
En çok da şeffaf çevreme boş bakınmayı huy edindim. Şeffaflıklarından olsa gerek, ben bi şey yapmadım.
Kitapları tattığınızda da bu oluyor. Hele ki çok bağlandıysanız bu kitaba', diğer insanların sohbeti yetmiyor size. Yettiremiyo oluyosunuz. Oluyo insan..
Sonra bi sessizlik.. Kimsenin konuşmadığı, kendini dinlediğin sessizlik.
Sevgisiz miyim diyorum, acımasız mı yada? İnsani duygularımı körelttim, köreltildim. Bu tarafım da yontuldu belki, diğer pek çok yanım gibi. Bazı yönlerim henüz yontulmadı. Küçük bir tümsekken, bir dağa döndü kimisi. O dağları yontmaya çalışıyorum ben de.
En çok da şeffaf çevreme boş bakınmayı huy edindim. Şeffaflıklarından olsa gerek, ben bi şey yapmadım.
10 Ağustos 2015 Pazartesi
Zorunluluklara
Yanında olamadığım..
Bugün hava herkese göre güzel mi bilmiyorum. Ama tam benim gibi biraz, biraz Jehan Barbur'un Naz Barı şarkısı gibi.
Bugün hava herkese göre güzel mi bilmiyorum. Ama tam benim gibi biraz, biraz Jehan Barbur'un Naz Barı şarkısı gibi.
Nasıl hissetmesi gerektiğine karar veremediği aşikar. Odağını nasıl koruyacağı konusunda şaşkın. Nasıl konuşması gerektiğini bilmiyo. Yüzündeki reaksiyonları nasıl olmalı bilmiyo.
Yeni şeyler öğrenme yolunda belki ama cümlelerini nasıl toparlayacağını dahi bilmiyo. Bulutlara dönersek, bozulmaya yüz tutmuş bulutlarını sağlıklı tutmaya gayret ediyo.
Yeni şeyler öğrenme yolunda belki ama cümlelerini nasıl toparlayacağını dahi bilmiyo. Bulutlara dönersek, bozulmaya yüz tutmuş bulutlarını sağlıklı tutmaya gayret ediyo.
Bulutlar bozulur mu demeyin; ...
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Kalanlara
Hep sakin sessiz, ve hiçbi girişime imza atmayan bi insan olmamı beklediler belki içten içe benden. Bense yaratılışım gereği bunun tam aksi yönde tavırlar gerçekşleştirdim hep. Onlar beni yetiştirmeyi rüzgara karşı uçmak gibi gördü hep. Sanırım bu yüzden bana "Beni verem ettin" diyolardı pek çok kereler.
Yoruyomuşum onları.
Tüm bu sıkıntılar, tek bir sebepten; birkaç kişiden ötürü. Aynı ünvana sahip iki kişiden.
Acının/sıkıntının kaynağı aynı yer olunca sıkıntınız ikiye katlanabiliyor. Bi' tanesi bile gününüzü zehir edebiliyoken; ikincinin zehri, günün ölümüne müsebbip olabiliyor.
Ama, tüm bunlar geçecek. Kişisel gelişim kitaplarında yazar ya hani "geçeceğine inanın" falan.
Geçecek.
Bi' gün çekip gidicem, ve arkama dahi bakmicam. Çünkü yaklaşık bir 10 yıldır arkama bakmam için bir sebep yok. Ben yıllardır, beklediğim toplu taşıma aracı geldiğinde bile arkama bakmıyorum; ülkeyi terkettiğimde bu iş, o İETT otobüslerinden çok daha kolay olacak.
Yoruyomuşum onları.
Tüm bu sıkıntılar, tek bir sebepten; birkaç kişiden ötürü. Aynı ünvana sahip iki kişiden.
Acının/sıkıntının kaynağı aynı yer olunca sıkıntınız ikiye katlanabiliyor. Bi' tanesi bile gününüzü zehir edebiliyoken; ikincinin zehri, günün ölümüne müsebbip olabiliyor.
Ama, tüm bunlar geçecek. Kişisel gelişim kitaplarında yazar ya hani "geçeceğine inanın" falan.
Geçecek.
Bi' gün çekip gidicem, ve arkama dahi bakmicam. Çünkü yaklaşık bir 10 yıldır arkama bakmam için bir sebep yok. Ben yıllardır, beklediğim toplu taşıma aracı geldiğinde bile arkama bakmıyorum; ülkeyi terkettiğimde bu iş, o İETT otobüslerinden çok daha kolay olacak.
8 Haziran 2015 Pazartesi
Kime, kimlere bu cümlelerim?
Bi gün, her zamanki gibi kalkıp kahvaltımı yapıp, boş boş oturmaya koyulmuştum. Bu kez kahvaltımızı dışarda yapıp onla dönmüştük eve. Zaman bir şekilde aktı. İkindi olmuştu. Çayı sevmem ya, yine de o gün onla oturup 5 çayı içmiştim. Tv'de bi kadın boş boş yorumlar yapıp, diğer insanlar hayat hikayelerini anlatıyordu. Tv'yi de sevmem ya ben, o gün sessizlik olmasın diye tv'nin açık olduğu günlerden biriydi işte. O gün, işte öyle klasik bi sabaha uyandığımı düşünmüş, klasik bir şekilde günün biteceğini sanmıştım.
Hayatınızda hiç öğrenmek istemiceniz gerçekler vardır ya. İşte ben o gün onlardan birini öğrenmiştim. Doğruyu öğrenmeyi ne çok isterdim.. En azından sencesi bencesi var o işin. Ama gerçeklerde bu görece yok. "Bana kalırsa"sı yok o kelimenin. Yaşanan, gerçekleşen neyse odur.
Hayatınızda hiç öğrenmek istemiceniz gerçekler vardır ya. İşte ben o gün onlardan birini öğrenmiştim. Doğruyu öğrenmeyi ne çok isterdim.. En azından sencesi bencesi var o işin. Ama gerçeklerde bu görece yok. "Bana kalırsa"sı yok o kelimenin. Yaşanan, gerçekleşen neyse odur.
Olması gereken, olması gerektiği zaman oluyor. Yıllarca bilmediğiniz şeyler, yıllarca bilmiceniz anlamına gelmiyor şu hayatta. Belki büyümek, bundan sonra başlıyor. Belki de karakterinizin yontulması bu denli yıkılmalara bağlı kalıyor.
Herkes olması gereken şekle olduğu yerde yontularak gelemiyor. Bazılarının yüksekten düşerek kırılması; varolanı düşerek eksiltmesi, böylelikle yontulması gerekiyor.
Bize dönerksek, sonrasında noldu? Biz yine hiçbi şey olmamış gibi devam ettik. Günlerce, aylarca..
Demek ki böyle oluyomuş, Demek ki Sabahattin Ali hakikaten doğru söylüyomuş: "İnsan ne çabuk alışıveriyor"
Herkes olması gereken şekle olduğu yerde yontularak gelemiyor. Bazılarının yüksekten düşerek kırılması; varolanı düşerek eksiltmesi, böylelikle yontulması gerekiyor.
Bize dönerksek, sonrasında noldu? Biz yine hiçbi şey olmamış gibi devam ettik. Günlerce, aylarca..
Demek ki böyle oluyomuş, Demek ki Sabahattin Ali hakikaten doğru söylüyomuş: "İnsan ne çabuk alışıveriyor"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)